TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/1836
Browse
Browsing TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Publication Category "Dergi"
Now showing 1 - 20 of 212
- Results Per Page
- Sort Options
Other THE EARLY IRON AGE CEMETERIES OF THE LAKE VAN BASIN: AN OVERVIEW OF BURIAL TRADITION OF PRE-URARTIANS(2018) Aynur ÖzfıratThe aim of this article is to evaluation of the burial tradition of pre-Urartians in the basin of Lake Van. After the Middle Bronze Age, which had a strong pastoral character, and towards the end of the Late Bronze Age, new pottery, architectural and metallurgical traditions, new settlement pattern and new burial customs emerged in the highland of eastern Anatolia in the Early Iron Age. One of the most remarkable changes is the settlement system, great numbers of fortresses and their cemeteries in the highlands and foothills have been recorded in eastern Anatolia which is also the case southern Caucasia and northwestern Iran. A ruling elite together with a hierarchical social structure and the steps towards the sedentary life started to form around the socio-economic centers, a lifeway between pastoralism and sedentary had taken place in the whole region. Lake Van Basin is the most investigated area, excavations at cemeteries of Ernis (Ünseli) Karagündüz, Yoncatepe, Dilkaya, and a great number of cemeteries which is mainly connected with the highland fortresses found in the survey represent the Early Iron Age burial tradition in the basin. The graves and stelae from Hakkari are quite remarkable finds of the pre-Urartian elite, or the rulers of Uruatri and Nairi lands. This paper also emphasizes the role of Early Iron Age investigations in the basin which is important for the foundation period of the Urartian Kingdom as well as understanding the local polities of pre-Urartians.Article INFLUENCE OF DIETARY HABITS OF UNIVERSITY STUDENTS ON BODY MASS INDEX (BMI) (A COMPARATIVE STUDY AMONG EGYPT AND SAUDI ARABIA AND TURKEY)(2015) Hala Hassan El Sayed; Mona Mohamed El-shafei; Lokman ToprakErgenlerde görülen beslenme alışkanlıkları ve uygulamaları veya yeme alışkanlıkları onların sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Alkolsüz içecekler, tatlı içecekler, fast food tüketiminin aşırı düzeylere varması alımı, meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar, süt ürünleri ve diğer kalsiyum katkılı gıdaların yetersiz alımı; düşük düzeylerde egzersiz yapımı ile artan obezite oranları ile ortaya çıkan olumsuz sağlık sonuçları; bu yaş grubunun beslenme ve yaşam tarzı özelliklerini yeniden gözden geçirmelerinin bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu çalışma Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında karşılaştırmalı bir araştırma olarak farklı kültürlerde ağırlık fazlalığı ya da eksikliğinde (BMI) üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma 450 öğrencinin (her bölgeden 150) beslenme alışkanlıklarını ortaya çıkaracak bir anket formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. BMI (ağırlık / boy2 kg / m 2) ölçülmüş (tüm ölçümler çalışma bölgelerinde de aynı koşullar altında alınmıştır) ve göreceli ağırlık endeksi olarak kullanılmıştır. Sonuçlar Suudi Arabistanlı öğrencilerin yaklaşık yarısının (% 43.33) kilolu, Türkiye’deki numunelerin çoğunluğunun (% 75.3) normal kilolu olduğunu, Mısır'da ise özellikle kadın katılımcıların 50.67%’sinin kilolu olduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan sonuçlar; bütün faydalarına rağmen kahvaltının en sık atlanan öğün olması gibi üniversite öğrencileri arasında pek çok sağlıksız beslenme alışkanlıkları olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını değiştirecek, sağlıklı gıda ve diyet çeşitliliğini tanıtacak; eğitim programları önermektedir.Article Anlam Arayışında Derrida'nın Yinelenebirlik ve Différance Söylemi(2016) Can, ErenBu makalenin amacı, Derrida'nın anlam sorunsalını nasıl ele aldığını, Saussure ve Austin özelinde geleneksel sözmerkezci düşünceye yaptığı eleştirilerle birlikte anlam arayışında öne çıkan "yinelenebilirlik" ve "différance" söylemini göstermektir. Derrida, bu söylem geleneksel Batı metafiziğinin temeli olarak değerlendirdiği "mevcudiyet" ve "temsil" kavramları etrafında tartışır. Geleneksel Batı metafiziğinin içindeki sözmerkezci yapının tüm iletişimi söze indirgeyen ve iletişim içinde aktarılan anlamı "kesinleştirme" çabalarına karşı radikal bir eleştiri getiren Derrida, bu çabayı da beyhude bir çaba olarak nitelendirir. Çünkü anlamını bulan her ifade saçılım ve yenilenebilirlik kavramı yoluyla, başka bir anlama gönderme yapar ve göstergeler zaman içinde bir bağlamdan diğer bağlama geçerek, tarihsellik içinde anlamları farklılaşarak bugüne kadar gelirler. Üstelik orijinal anlam'a ise hiçbir zaman ulaşamayız, çünkü göstergeler, geçmişte, şimdide ve gelecekte olan, bağlamdan bağlama ifade ettikleri anlamı farklılaşan bir zincir şeklindedir. Bu zincir içinde değişen anlamların izi sürülebilir ancak. Bu zincir içinde durmadan değişen anlamın kesinliğini sağlama çabası, Derrida'nın felsefesinde dile sabit sınırlar çizmek yerine göstergelerin değişen anlamlarını ortaya çıkaran, belirlenimsizliğin hüküm sürdüğü bir oyuna dönüşmüştür. Bu oyun içinde her anlam, bir yorum olur ve orijinal anlam da bu yinelenebilirlik devinimi içinde yitip gitmiş, kendi izini silen bir iz olmuştur.Other Zeki Demirkubuz Sinemasında Şiddet: Masumiyet ve Kader(2015) Pelin Erdal AytekinBu çalışma Zeki Demirkubuz’un şiddet olgusunu anlama ve aktarma biçimini ele almaktadır. Çalışmanın amacı sinema anlatısını yalnızca şiddeti anlamak için araç olarak kullanmak değil, daha çok sinema anlatısıyla kurulan tekil, küçük ve “anlamsız” hayatların eşliğinde şiddetin dönüştürdüğü dünyanın anlaşılabilir kılınabilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, Demirkubuz’un şiddeti “bir insanlık hali” olarak konumlandırdığı Masumiyet (1997) ve Kader (2006) filmlerindeki şiddet olgusu detaylı bir film analizi ile bahsi geçen sorunsal bağlamında tanımlanmaya çalışılmaktadır. Demirkubuz’un Kader ve Masumiyet filmlerinde yarattığı sinematografik dil auteur eleştirisine göre incelenmiş; bu inceleme mizansen eleştirisiyle desteklenerek Demirkubuz sinemasında şiddetin farklılaşan görünümleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma, Demirkubuz’un anlatılarında yarattığı karakter atmosferinin etkisiyle Türkiye sineması içerisinde şiddeti görünür hale getiren önemli yönetmenler arasında bulunduğunu ortaya koymaktadır. Demirkubuz’un hayata yenilmiş ve kadere boyun eğmiş karakterlerinin şiddet olgusunu açık bir biçimde gözler önüne seren bir özellik taşıdığı gözlemlenmektedir.Article Ortaöğretim öğretmenlerinin pozitif Okul yönetimi ve örgütsel bağlılıklarının incelenmesi(2014) Abdullah Adıgüzel; Halil KaradaşBu araştırma, Şanlıurfa il merkezindeki liselerde görev yapan öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi ile Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve çeşitli değişkenler açısından incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi ve Örgütsel Bağlılık Algı Düzeylerini etkileyen bazı faktörler tespit edilmiştir. Bu bağlamda “Okul türleri” öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeylerinde farklılaşırken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeylerinde farklılaşmamaktadır. “Cinsiyet” değişkenine ilişkin, Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeyinde anlamlı farklılaşma görülmezken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde ise anlamlı düzeyde farklılaşma görülmüştür. “Mezun olunan fakülte değişkeni”, öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeylerinde anlamlı düzeyde farklılaşırken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde ise farklılık göstermemektedir. Diğer yandan “Okulumuz fiziksel ve teknolojik altyapısı açısından öğrenme için uygundur”, “Okul yönetiminizin ağırlıklı yönetim stili”, “Okul yönetiminin karar verirken öğretmenlerin görüşlerine başvurması” ve “Eğitim düzeyi” değişkenleri, hem Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeyi hem de Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde anlamlı düzeyinde farklılaşmaktadır. “Mesleki kıdem” değişkeninde ise, öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeyinde farklılaşma olmazken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde anlamlı düzeyde farklılaşma göstermektedir.Article Sentetik ve Modern Ekmeklik Buğday Genotiplerinin (Triticum aestivum L.) Verim ve Kalite Özelliklerinin Karşılaştırılması(2017) Aktaş, Hüsnü; Karaman, Mehmet; Erdemci, İrfan; Kendal, Enver; Tekdal, Sertaç; Kılıç, Hasan; Oral, ErolBu çalışma, kışlık gelişme tabiatına sahip 14 modern ekmeklik ve 11 sentetik buğday genotipinin tane verimi ve bazı kalite özellikleri bakımından karşılaştırılması amacıyla 2014- 15 ve 2015-16 yetiştirme sezonlarında Elazığ ili sulu şartlarında yürütülmüştür. Denemeler tesadüf blokları deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak kurulmuş, birleştirilmiş varyans analiz sonuçlarına göre incelenen tüm özellikler bakımından genotipler arasındaki fark 0.01 düzeyinde istatistiki olarak önemli bulunmuştur. İki yıllık ortalama sonuçlara göre, sentetik ve modern ekmeklik buğday genotiplerinin tane verimi ortalaması sırasıyla 720 ve 707 kg da-1; bin tane ağırlığı için 41.42 ve 37.35 g; protein oranı için %10.71 ve %10.79; yaş gluten değeri %31.7 ve %30.7 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada sentetik buğday genotipleri bin tane ağırlığı bakımından daha üstün özelliğe sahipken, tane verimi bakımından daha yüksek bir ortalamaya sahip olmalarına rağmen bariz bir üstünlük tespit edilememiştir. ANOVA ve GGE biplot analizleri sonucuna göre sentetik buğday genotipi S-4'ün bin tane, yaş gluten ve protein özellikleri bakımından, modern ekmeklik buğday genotipi M-3'ün ise zeleny sedimantasyon ve hektolitre özellikleri için en ideal değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda sentetik buğday genotiplerinin tane verimi ve kalite özellikleri bakımından iyi bir potansiyele sahip olmakla beraber, dikkatli ve etkili bir seleksiyon ile modern ekmeklik buğday genotiplerinden daha üstün özelliklere sahip sentetik buğday genotiplerin belirlenebileceği ve bu konuda daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Article Cizre kırmızı medrese: Mimari, iktidar ve tarih(2014) Birgül Şengül AçıkyıldızBu makale, Cizre şehir merkezinde bulunan ve Cizre Azizan Beyi II. Şeref Han tarafın- dan kentin 15. yüzyılın sonu veya 16. yüzyılın başında Akkoyunlulardan geri alınışının anısına inşa edildiğine inanılan Kırmızı Medrese’nin mimari ve mimariye bağlı süslemelerinin döne- min kültürel ve siyasal bağlamını da göz önünde bulundurarak analizini yapmayı amaçlamış- tır. Yazıda mescit, türbe, müderris ve öğrenci odaları ile avludan oluşan medrese kompleksi- nin ayrıntılı tasviri yapılarak, Anadolu, Kuzey Mezopotamya, Suriye, İran ve Orta Asya yapılarıyla karşılaştırmalı bir değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Geniş bir bölgede farklı İslam devletleri tarafından üretilmiş olan öncülleri ve aynı dönem yapılarıyla yapılan karşılaş- tırmalar medresenin özgün mimari özelliklerinin ve İslam mimarisi tarihindeki yerinin anla- şılmasını sağlamıştır. Son olarak da 15. yüzyıl mimarlık tarihine damgasını vuran ve iktidar sembolü haline dönüşmüş olan Timurlu üslubunun Cizre hakimi Kürt Azizan Beyi II. Şeref Han’ın hamiliğini yaptığı medresesinde kullanılarak iktidarının mimaride nasıl vücut bulduğu ve sembolü haline geldiği Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Osmanlı örnekleriyle karşılaştırarak tartışılmıştır.Article MELEKLİ-KÜLTEPE (IĞDIR) HÖYÜĞÜ, URARTU KALESİ VE COLUMBARİUM: AĞRI DAĞI'NIN KUZEY ETEĞİNDEKİ MİNUAHİNİLİ (KARAKOYUNLU) KENTİ(2017) Özfırat, AynurMelekli-Iğdır Urartu yerleşimi Ağrı Dağı yüzey araştırmamız sırasında belirlenmiş yeni merkezler ile Melekli-Kültepe Columbarium'unda P. F. Petrov (1913) ve K. Balkan (1966) tarafından yapılmış olan kazıların birlikte ele alınmasıyla değerlendirilmiştir. Ağrı Dağı yüzey araştırmasının en dikkat çekici merkezleri kompleks yerleşimler olarak tanımladıklarımızdır, bunlar kuzey etekteki Melekli ve Karakoyunlu ile güney etekteki Bozkurt'dur. Bu türde yerleşimler oldukça geniş alanlara yayılmış ve Geç Kalkolitik Dönem ile Orta Demir Çağ (Urartu) ya da Geç Demir Çağ (Akhaimenid) arasında uzun süreli iskan edilmişlerdir. Coğrafi birimlerin önemli noktalarında yer alan bu kompleks yerleşimlerin her birinde yatay tabakalaşma sisteminde çeşitli dönemleri içeren ve birbirleriyle ilişkili höyükler, kaleler ve mezarlıklar yer alır. Ağrı Dağı kompleks yerleşimleri içinde kuzey etekte ve Iğdır Ovası-Aras Vadisi'nde yer alan Melekli ve Karakoyunlu en önemli bulgulara sahip alanlardır.Melekli ve Karakoyunlu aynı zamanda Erken Demir Çağ ve Orta Demir Çağ (Urartu) için de önemli merkezlerdir. Urartu Kralı Minua (MÖ 810-785/780) tarafından Erken Demir Çağ yerel krallığı Eriqua'nın fethedilmesi ve yeni bir eyelet oluşturulmasıyla bölge Urartu sınırları içine alınmıştır. Iğdır Ovası-Aras Vadisi bereketli topraklarının yanısıra Güney Kafkasya-Kuzeybatı İran için geçit noktası olması açısından da önemliydi. Kral Minua yeni eyelet merkezi Minuahinili'yi Karakoyunlu'da (Kale II) ve bir diğer kaleyi de (Bulakbaşı 2) yakınında inşa etmiştir. Araştırmada belirlediğimiz birçok yeni Urartu kalesi Minuahinili Kenti'nin, gerek Minua gerekse daha sonraki krallar tarafından bölgede ve Güney Kafkasya-Kuzeybatı İran'da yapılan düzenlemeler sırasında yeni yapılanmalarla geliştirildiğini gösterir: Melekli-Lanetlitepe ve Bozkurt Kale II Ağrı Dağı batı geçidinin her iki tarafındaki ileri karakol-yol istasyonlarıydı, Ömerağa-Gölyüzü Kalesi güney etekteki merkezi kaleydi; Aktaş Kalesi ise kuzey etekte bir garnizon-kentti.Melekli Urartu yerleşimi olasılıkla Kral Minua döneminde kurulmuş ve iskanı aralıksız devam etmiş görünen bir İleri Karakol-Yol İstasyonu (Lanetlitepe Kalesi), Kültepe Höyüğü'ndeki Yerleşim ve Columbarium ile bir Kuleyi ? (Deliktaş Höyüğü) kapsar. Ovanın batı ucunda ve Ağrı Dağı-Güney Kafkasya- Kuzeybatı İran geçidinin üzerindeki konumuyla Melekli, Minuahinili Kenti'nin Doğu Anadolu ile arasındaki en önemli noktaydıArticle OKUL MÜDÜRLERİNİN MÜZAKERE BECERİLERİNE İLİŞKİN BİR ANALİZ(2013) M Cevat Yıldırım; Ahmet Kaya; Refik Balay; Salih YılmazOkullar, örgütsel çatışmaların kaçınılmaz olarak yaşandığı örgütlerden yararlanılan yöntemlerden biri de müzakeredir. Bu bağlamda okul müdürlerinin müzakere becerileri büyük önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, okul müdürlerinin müzakere becerilerine ilişkin bir analiz yapmaktır. Araştırmanın evreni, 2012-2013 öğretim yılında Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesindeki ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 2323 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise tabakalı örnekleme yöntemiyle belirlenen 151 ilkokul, 141 ortaokul ve 72 lise öğretmeni olmak üzere toplam 364 öğretmen oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Özgan, Çelik ve Bozbayındır tarafından geliştirilen Müzakere Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel istatistiklerden aritmetik ortalama ve standart sapma, parametrik analiz tekniklerinden t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizinde ortaya çıkan farkın anlamlı bulunduğu durumlarda Scheffe testi uygulanmıştır. Anlamlı çıkan farkın etki büyüklüğünü belirlemek için t testinde d değeri, tek yönlü varyans analizinde eta-kare değeri incelenmiştir. Sonuçlar, okul müdürlerinin müzakere becerilerinin hem genel toplamda hem de Güven Ortamı Oluşturma ve Çözümden Yana Olma boyutlarında orta düzeyde olduğunu göstermektedir. Okul müdürlerinin müzakere becerilerine ilişkin öğretmen görüşleri arasındaki fark; cinsiyet, görev yapılan okuldaki öğretmen sayısı, okulda karar alınırken öğretmenlerin görüşlerine başvurulup başvurulmaması ve okul müdürünün başat yönetim stili değişkenleri açısından tüm boyutlarda, kıdem değişkeni açısından ise sadece Çözümden Yana Olma boyutunda anlamlı bulunmuştur. Bu sonuç, bu değişkenlerin okul müdürlerinin müzakere becerilerini etkilediğini göstermektedirArticle 12. HANEDAN’IN (MÖ. 1991-1782) AŞAĞI NÜBYE’DE KURDUĞU KALE-ÜSLER YA DA “ESKİ MISIR YAYILMACILIĞI”NIN BAŞLANGICI(2016) Çıvgın, İzzetÇalışma, tarihteki kültürel temas (ticaret, öykünme, kolonileşme, fetih) örnekleri ile bunların toplumsal ve siyasal değişmeye katkısını inceleyen bir makaleler dizisinin parçasıdır. Metnin temel argümanı, "1. Ara Dönem" gibi sarsıcı bir deneyimden çıkan Mısır uygarlığının, "sınır güvenliği, siyasal istikrar, uzun-mesafeli ticaret yollarının denetimi, anıtsal bina inşaatları, bunların dekorasyonunda kullanılan doğal kaynaklara erişim kolaylığı ve daha fazla servet birikimi" için tarihinde ilk kez yayılmacı bir programa yaslandığı ve Orta Krallık devrinde uygulanan bu programın "Yeni Krallık emperyalizmi"nin hazırlığı olduğudur. Önceki dönemlerin aksine, "düzenli bir ordu"su bulunan ve güney sınırının ötesinde (Aşağı Nübye'de) 15 kadar kale inşa ederek buralara sürekli asker gönderen Orta Krallık, biriktirdiği serveti (uzun vadede Mısır evrenine eklemleyeceği) yabancı topraklar için harcamıştır. Mısır uygarlığının emperyal dış siyaset yolunda attığı bu ilk adım, "sonu ilhaka varan kolonileşme süreçleri"nin ilk örneklerinden olup deniz-aşırı modern koloni imparatorluklarının kuruluş serüveni ve onların koloniler üzerindeki tasarrufları ile büyük benzerlikler sergilemektedirArticle Zendig-Dehr İlişkisi: Kureyşli Zındıkların Zaman ve Ahiret Algısı(2016) Alıcı, MehmetBu çalışma, Kuran-ı Kerim'de dehr/zaman kavramı bağlamında ahiretin olmadığını iddia eden kimi müşriklerin zending/zındık olarak tanımlanmaları arasında bir ilişkinin varlığını tartışmaya açmayı hedeflemektedir. Bu dünya hayatından başka bir hayatın olmadığın ileri süren müşriklere göre, her şey dehr/zaman içinde yok olmaya mahkumdur ve ikinci bir hayat söz konusu değildir. Bu anlayışa sahip Kureyşli müşriklerin zındık olarak tanımlanması, kökeni İslam öncesi İran'ın dinî geleneklerine dayanan zendig kavramının önemini arttırmaktadır. Mecûsî geleneğinde tarihsel süreç içerisinde Mani ve Mazdek için kullanılan zendig kavramı, sonraları ana mecra dini düşünceden sapan kişiler için de söz konusu olmuştur. Sâsânîlerin Arap yarımadasındaki varlığıyla bilinir gelen bu kavramın cahiliye Arapları için ne anlama geldiği önem arz etmektedir. Bu çalışma zendig-dehr ilişkisinin imkanını sorgulamaktadır.Article Köy Gerçekliği Bağlamında Türk Sinemasında Edebiyat Etkisi: Lütfi Ömer Akad Sineması(2015) Pelin Erdal AytekinGerçekçilik bir ifade biçimi olarak, ilk günlerinden bu yana sinematografik anlatı içerisinde yer almıştır. Daha önce örnekleri bulunmakla birlikte, gerçekçi bir ifade biçiminin Türk sineması içerisinde kendini belirgin bir biçimde göstermesi, edebiyattaki gelişime paralel olarak 1950'li yıllarda olmuştur. Bu yıllar aynı zamanda Tiyatrocular Dönemi'nden, Sinemacılar Dönemi'ne geçişin, Türk sinemasında yeni ve özgün bir dil arayışının başladığı yıllardır. Ülkedeki ekonomik bunalıma; köy enstitülerinin kurulması ve buradan yetişen yeni bir edebiyatçı kuşağın kırsalın sorunlarına eğilmesi eklenince, Türk edebiyatında o güne kadar görülen batı etkisinde bir değişim meydana gelmiştir. Böylece yeni bir sinema dili oluşturmayı amaçlayan genç yönetmenler, edebiyatın bu yeni ifade biçimine yakın duran bir üslup kaygısı içerisine girmiştir. Edebiyat ve sinema arasındaki bu paralel değişim, iki farklı sanat dalının birbirini etkilemiş olduğunu göstermektedir. Lütfi Ömer Akad ise bu değişimde hem sinemanın kendine has dilini yaratmayı hedeflemiş hem de bu değişimi, gerçekçi ve toplumsal bir ifade biçimi ile birlikte ele almaya çalışmıştır. Bu yönüyle Akad, özellikle "köy gerçekliği" ya da kırsal gerçekçiliği ele alan filmleri ile kendinden sonra gelecek olan kuşaklara da öncülük etmiştir.Article Avrupa’nın Önyargılarının ve Çelişkilerinin Bir Sonucu Olarak İslamofobi(2017) Samur, Hakanİslam'a ve Müslümanlara yönelik negatif tutum ve davranışları ifade eden İslamofobi, son çeyrek asırda Avrupa ülkelerinde varlığını giderek artıran çok önemli bir sorundur. Bu sorunun ana sebebi olarak, başta kendisini İslam'la irtibatlandıran bazı kişi ve örgütlerin dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleştirdikleri terör saldırıları olmak üzere, genellikle Müslümanların tutum ve aktiviteleri gösterilmektedir. Şüphesiz, İslam'a ve Müslümanlara yönelik birtakım negatif yaklaşımların oluşmasında bizzat dünya üzerindeki Müslümanlardan kaynaklanan bazı faktörler rol oynayabilir. Ancak, bu çalışmada ortaya konmaya gayret edileceği gibi, Avrupa'da yükselen İslamofobinin öncelikli sebepleri Müslümanların tutumlarından ziyade 1990'lar sonrasının konjonktüründe Avrupa devlet ve toplumlarının kendi değerleriyle çelişen yaklaşımlarında ve Müslümanlara yönelik önyargılarında aranmalıdırArticle İbn S?n?’nın zihin Felsefesinde eylem süreci(2014) Yunus CengizBu makalenin amacı, İbn S?n?’nın düşüncesinde açıklandığı şekliyle eylem sürecini ve bu süreci oluşturan zihinsel durumları çözümlemektir. Felsefî açıdan eylem, bir dizi zihinsel halin eşlik ettiği bir süre ç sonucunda ortaya çıkar. İbn S?n ? da bu minvalde bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Ona göre, eylemin yani ihtiyarî hareketlerin oluşması, idrak, iştiyak ve bedensel hareketlerin oluşmasına bağlıdır. Bu bir süreçtir ve İbn S?n?’ya göre tahayyül, düşünme, iştah, öfke ve irade gibi kimi haller bu sürecin temel unsurlarıdır. Bu makalede, İbn S?n?’nın eylem teorisinde söz konusu zihinsel hallerin eylem sürecinde birbirleriyle olan ilişkileri ve eylemin ortaya çıkması açısından icra ettikleri işlevler tahlil edilmektedir.Article Citation - WoS: 9Citation - Scopus: 12Allelic variations of glutenin subunits and their association with quality traits in bread wheat genotypes(2017) Aktaş, Hüsnü; Baloch, Faheem ShehzadThe present study was conducted to evaluate the genotype × environment interaction of the yield and quality traits for five bread wheat varieties commonly grown in the Southeastern Anatolia Region of Turkey and 20 advanced lines developed within the framework of the International Winter Wheat Improvement Project. We also determined the allelic pattern of the Glu-1 and Glu-3 loci of these genotypes and examined whether these loci had an effect on the quality traits. There was a significant variation among the genotypes and environments in terms of grain yield, protein content, sedimentation volume (SV), and the extensograph dough energy value (EDEV). The results of the study indicated that genotypic effect was more influential on SV and EDEV than environmental effect; thus, both traits could be used in breeding programs to develop elite cultivars with better quality. Twelve different high-molecularweight (HMW) glutenin alleles were identified at the Glu-A1, Glu-B1, and Glu-D1 loci, resulting in 14 allelic combinations, and 17 different alleles were observed in 19 combinations for low-molecular-weight (LMW) subunits. Furthermore, among all the genotypes, 13 + 16 and 13 + 19 alleles at Glu-B1 and 5 + 12 at Glu-D1 were observed to have the lowest frequency. Our study indicated that the combinations of HMW glutenin alleles with 2* at Glu-A1, 17 + 18 and 13 + 16 at Glu-B1, and 5 + 10 at Glu-D1, as well as the combinations of LMW alleles with subunits c and d at Glu-A3; subunits d, b, c, and g at Glu-B3; and subunits a and b at Glu-D3 had positive effects on the quality traits.Article Osmanlı -Türk Edebiyatı Tarihyazımında Tanzimat'tan Bugüne Çağdaş Eleştirel Söylem(2016) Başlı, ŞeydaEdebiyat eleştirisinin Tanzimat döneminden başlayarak yalnızca edebî alanı ilgi-lendiren bir edebî tür olmadığı, siyasi alanla çok yakın bir ilişki içinde olduğu dikkati çekmektedir. Eleştiri etkinliğinin en belirgin özelliklerinden biri, edebiyat eleştirisinin kendisinin modernleşmenin simgesine dönüşmüş olmasıdır. Bir diğer özellik ise, kuram-sal bir çerçeveye dayanan "nesnel eleştiri"nin uzunca bir süre yerleşmemiş olması, ede-biyat metinlerinin daha ziyade kişisel beğeni ile şekillenen öznel yargılar doğrultusunda değerlendirilmesidir.Divan şiiri ile ilgili değerlendirmeler, edebiyat ile siyaset arasındaki sınırların modernleşme bağlamında bulanıklaşmasının en açık gözlemlenebildiği alandır. Divan şiiri ile ilgili Tanzimat döneminden başlayarak giderek basmakalıplaşan değer dü-şürücü yargıların kaynağı araştırıldığında, bu iki özelliğin belirleyici olduğu görülmek-tedir. Divan şiirinin Osmanlı-Türk edebiyatı içinde olduğu gibi dünya edebiyatı içindeki yerinin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılmasının ise "nesnel eleştiri"nin gelişmesine bağ-lı olduğunun altı çizilmelidir.Article NÂBÎ’NİN MÜNŞEÂT’INDA YERLEŞİM YERLERİ ve DİYARBAKIR(2016) Oktay, AdnanNâbî, Dîvân edebiyatı geleneği içerisinde hikemî tarzın en büyük temsilcisi olarak bilinmektedir. Yapılan yeni çalışmalar, onun daha iyi bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır. Dîvân edebiyatında bir ekol sahibi olan Nâbî'nin âdeta bir külliyatı andıran Münşeât'ının bilim dünyasında bir bütün olarak çalışılması oldukça yenidir. Nâbî'nin Münşeât adlı eseri bir doktora tezi olarak hazırlanıp tamamlanmıştır. Bu makalede Münşeât'ta yerleşim yerleri ve özellikle de Diyarbakır şehrinin izleri aranmaya çalışılmıştır. Böylece Nâbî'nin şehirden/kentten beklentilerinin yanında bundan ne anladığı da anlaşılmış olacaktır. Münşeât'ta geçen "Kadîmden Diyâr-bekr'e küçük İstanbul didüklerinün ma'nâsı dahı zamân-ı devletinüzde zâhir oldı." ifadesi, Diyarbakır'ı övmek ve Osmanlı dönemindeki yerini ve önemini belirtmek için kullanılmış son derece mühim bir ifadedir. Bu ifade, ayrıca İstanbul ile aynı cümlede kullanılmış olan Diyarbakır'ın şâir ya da dönem için ehemmiyetini de gözler önüne sermektedir. Nâbî, Münşeât'taki mektuplarında bazı arkadaş, dost ve tanıdıklarına yer vermiştir. Bu kişilerin yaşadığı yerler de zorunlu olarak ilgili mektuplarda zikredilmiştir. Anılan yerler, mektubun gönderildiği kişinin karakter özelliklerine göre anlam kazanmaktadır. Böylece Nâbî'nin mekân içindeki insana/bireye bakışı ortaya çıkmaktadır. Mekân, orada hayatını sürdüren bireylere göre anlam kazanmaktadır. Bir mekânda yaşayan kişi ya da kişilerin zayıf karakterde olmaları, Nâbî tarafından eleştirilmiştir. Böyle bir durumda Nâbî, tercihini yaşanılan yerden yana kullanmıştır. Mekân, Nâbî için değerlidir. O, bazen insanın mekân içinde düzensizliğe sebep olduğunu düşünmektedir. Ama bu kaosa sebep olan insanın yeniden hizaya çekilmesinde en etkili unsur olarak yine insanı görmektedir.Article İBN SÎNÂ’NIN TANRI ANLAYIŞININ DAYANDIĞI TEMEL İLKELER(2014) Ömer BozkurtBu çalışmada İbn Sînâ’nın Tanrı anlayışının dayandığı temel ilkeleri belirlemeye çalıştık. Bunlar şöyle sıralanabilir: 1. Varlığının Zorunluluğu: Zorunlu bir varlık var olmalıdır. 2. Nedensizlik: Herhangi bir nedeni yoktur. 3. Teklik: Ortağı, dengi veya benzeri yoktur. 4. Birlik/ Basitlik: Çokluğu barındırmaz, bileşik değildir. 5. Etkinlik: İlim/Akıl. Bu ilkeler aynı zamanda İbn Sînâ’nın Tanrı ile ilgili anlattığı birçok hususun bir tasnifidir. Ancak bu ilkeler birbirleriyle açıklanabildikleri için birbirlerine indirgenebilirler. İşte bu çalışmada bu ilkeleri, bu ilkelerin içeriklerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini ortaya koymaya çalıştık.Article POSTMODERN DÖNEMDE GERÇEKLİĞİN YİTİMİ VE BİLGE KARASU’NUN ESERLERİ(2017) Akman, İlyasİnternet, televizyon, video, radyo, kamera, uydular, fotoğraf, cep telefonu alanındaki gelişmeler, postmodern dönemde, gerçekliğin sarsılması sonucunu doğururlar. Postmodern özne, tamamen simülasyonlar tarafından kuşatılmıştır. Cep telefonu, onun hayatının vazgeçilmezidir. O, günün büyük bir bölümünde cep telefonuyla etkileşim halindedir. Telefon ekranında gördüğü binlerce simülatif görüntü, hayatının vazgeçilmezidir. Bilgisayar, kamera, televizyon, radyo, fotoğraf da onu kuşatan öteki simülasyon araçlarıdır. Tüm bunlara maruz kalan özne için, simülasyon, asıl gerçeklikten daha gerçek olarak görülür; çünkü onun hayatını belirleyen şeyler bunlardır. Gerçekliğin yitirildiği bu dönemde, hipergerçeklikler vardır. Hipergerçeklikte, gerçeklik ve gerçek olmayan arasındaki sınır ortadan kalkar. Peki gerçekliğin yitimi, edebi eserlerde etkisini nasıl gösterir? Edebi eserlerde bu durum, kendisini, düş konusuna çok fazla yer verilmesinde gösterir. Bu durum, biraz daha ileri boyuta ulaştığında da gerçek ile rüya âlemi iç içe geçer, ikisinin arasındaki sınır çizgisi bulanıklaşmaya, silinmeye başlar. Gerçeklik ve düşsellik/kurgusallık kıstası elden kayıp gittiği için bu dönem eserlerinde neyin gerçeklik neyin düşsel/kurgu olduğu tam olarak tespit edilemez ve bunlar iç içe geçerler. Bilge Karasu da gerçekliğe şüphe ile yaklaşan yazarlardan biridir. Bu yüzden, onun bazı eserlerinde düş ile gerçeklik sınırı bulanıktır. Kılavuz, Gece, Altı Ay Bir Güz, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, "Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam", "Göçmüş Kediler Bahçesi", "Düş Balıkçıları: Kubadabad 1955" isimli eserlerinde, gerçeklik ve düş arasındaki sınır un ufak edilirArticle Buğday Bitkisine Uygulanan Farklı Miktarlarda Leonarditin Bazı Toprak Özelliklerine Etkisi(2016) Kolay, Betül; Gürsoy, Songül; Avşar, Özlem; Bayram, Nurettin; Öztürkmen, Ali Rıza; Aydemir, Salih; Aktaş, HüsnüLeonardit, toprak özelliklerini iyileştirmede ve dolayısıyla ürün verimini arttırmada kullanılan organikgübrelerden biridir. Bu çalışmada, sulanabilir koşularda buğday bitkisine farklı miktarlarda leonardituygulanarak, uygulanan bu leonarditin bazı toprak özellikleri üzerine olan etkisi belirlenmiştir. Çalışma2009-2012 yıllarında GAP Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü deneme alanında,tesadüf blokları deneme desenine göre dört tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Denemede leonarditin 6farklı dozu (0, 50, 100, 150, 200 ve 250 kg da-1) uygulanmıştır. Hasat sonrası tüm parsellerde, topraktaorganik madde, toprak nemi, hacim ağırlığı ve penetrasyon direnci belirlenmiştir. Çalışma sonucunda,farklı miktarlarda uygulanan leonarditin toprakta organik madde, toprak nemi ve hacim ağırlığı üzerineetkisinin olmadığı, penetrasyon direnci üzerine etkili olduğu görülmüştür. Toprak penetrasyon direncileonardit uygulaması ile azalmıştır.
