Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/98
Browse
Browsing Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Koleksiyonu by Title
Now showing 1 - 20 of 38
- Results Per Page
- Sort Options
Article Abdullah Bosnevî’nin Kitâbu diyâi’l-lem‘ ve’l-bark min hadrati’l-cem‘ ve’r-ratk Adlı Risalesi(İslami Araştırmalar, 2020) Bozkurt, BirgülBu çalışmada 17. yüzyıl Osmanlı düşünürlerinden ve Fusûsu’l-Hikem şârihlerinden Abdullah Bosnevî’nin Kitâbu diyâi’l-lem‘ ve’l-bark min hadrati’l-cem‘ ve’r-ratk adlı risalesini inceledik. İki varak ya da dört sayfadan oluşan ve Arapça olan bu risale Bosnevî’nin tefsirle ilgili risalelerinden biridir ve tasavvufî bir içeriğe sahiptir. Bosnevî bu risalede Enfal Sûresi’nin 24. ayetinin yorumu-nu yapmış ve genel olarak Muhyiddin İbn Arabî’nin varlık ve bilgi konusundaki görüşlerinin et-kisinde kalmıştır. Biz çalışmamızda öncelikle Bosnevî’nin bu risalesini şekil, içerik ve kaynakları açısından değerlendirdik. Daha sonra Bosnevî’nin ayette geçen konulara dair yaptığı açıklamaları İbn Arabî’nin görüşlerinden, Bosnevî’nin diğer bazı eserlerinden ve bu konularla ilgili yapılmış diğer çalışmalardan da yararlanarak açıklamaya çalıştık.Article Abdullah Bosnevî'nin Vahdet-i Vücûda Dair Bir Risalesi ya da Kitâbü Tehakkuk(2016) Bozkurt, BirgülBu çalışmada, 17. yüzyılın Osmanlı dönemi mutasavvıflarından Abdullah Bosnevî'nin Kitâbü tehakkuki'l-cüz' bi sureti'l-küll ve zuhûri'l-fer' alâ sureti'l-asl adlı risalesini inceledik. Üç varak ya da altı sayfa olan bu risalesinde Bosnevî, Muhyiddin İbn Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserinde yer alan bir şiirinden yola çıkarak İbn Arabî'nin vahdet-i vücûd düşüncesini kısa ve öz bir biçimde ortaya koymaya çalışmıştır. Biz çalışmamızda, Bosnevî'nin bu risalesini öncelikle şekil, içerik ve kaynakları açısından değerlendirdik. Sonrasında Bosnevî'nin İbn Arabî'nin bu şiirine dair yaptığı açıklamaları, Bosnevî'nin diğer bazı risalelerinden, İbn Arabî'nin görüşlerinden ve bu konularla ilgili diğer araştırmalardan yararlanarak izah etmeye ve yorumlamaya çalıştık.Article AHMED YESEVİ BİBLİYOGRAFYASI: TÜRKİYE’DE YESEVİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARA DAİR DEĞERLENDİRMELER(2016) Bozkurt, Birgül"Hazret-i Türkistan" ya da "Pir-i Türkistan" namıyla meşhur olan büyük Türk mutasavvıfı Ahmed Yesevî , Divân-ı Hikmet adlı eseri ve yetiştirmiş olduğu öğrencileriyle Orta Asya'dan Balkanlar'a kadar büyük bir alanı etkilemiştir. Yesevî'nin Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında da etkileri büyüktür. Onun Anadolu'daki takipçileri arasında Şeyh Edebâli, Hacı Bektâş Velî, Sarı Saltuk, Ahi Evran gibi önemli mutasavvıflar yer almaktadır. Yesevî müridleri Anadolu'da aynı zamanda savaşçı dervişler olmaları, ticaret ahlakına ve kadınların eğitimine verdikleri önemle de tanınmaktadırlar. Bu özellikleri nedeniyle Ahmed Yesevî ve Yesevîlik hakkında Anadolu'da erken dönemlerden itibaren eserler kaleme alınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde de Divân-ı Hikmet ve Yesevîlik üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yesevî hakkında Türkiye'de çok sayıda makale, bildiri ve kitap çalışmasının yapıldığı bilinmektedir. Biz bu makalemizde Ahmed Yesevî hakkında Türkiye'de yapılmış olan bu çalışmalara dair bazı değerlendirmelerde bulunduk. Ayrıca Yesevî üzerine yapılmış araştırmaları içeren kapsamlı bir bibliyografyayı da takdim ettik. Batı dünyasında, Çin, Kazakistan, Özbekistan (Taşkent) gibi ülkelerde Yesevi'ye değerlendirmeleri konu edinen makale ve bildiriler söz konusudur. Fakat Ahmed Yesevi'ye dair Türkiye'de bu tarzda benzer çalışmaların henüz yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Bizim bu çalışmayı yapmaktaki temel amacımız da bu eksikliği gidermek ve Yesevi'ye dair çalışmaların düzeyine dair bir tablo ortaya koymaktırBook Part Antropolojik Bir Bulguyla Akıl Yetisini Sosyolojik Olarak Yorumlama İmkânı: Aklın Somut Bir Göstergesi Olarak “Akûle” ve Aklın Rolü(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2020) YEŞİLMEN, HALİTÇalışmanın konusu olan akıl, bilimsel temel kavramlardan biri olduğu gibi, insanın düşünce yetisi ile birlikte ontolojik bir farkla anılmasına da sebep olmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, aklın sosyal alanda yorumlanmasıyla ilgili olarak somut bir veriden hareketle temel bir başlangıç noktası önermektir. Bu öneri, aklın sosyal yaşamdaki karşılığını/görünürlüğünü ortaya koymak ya da aklın sosyal inşasına yönelik yapılacak olan sorgulamalar açısından da önem arz etmektedir. Ayrıca önerilen yaklaşım, “ağ toplumu” olarak tanımlanan günümüz toplumsal yapının değerlendirilmesinde de önemli görülmektedir. Bu öneri, semantik ve somut değeri ile gündelik yaşamdaki kullanımı birbirine uyan bir araçtan (eşya/alet) hareketle yapılmaktadır. Bu araç, akıl kelimesi ile aynı köke, hatta farksız denilebilecek bir isme sahiptir: Akûle. Rolü itibariyle “akûle”nin, akıl kelimesinin temel anlamı olan “bağlamak” ve “tutmak” mânâlarını doğrudan karşılayan somut bir kullanım biçimi söz konusudur. Akûle; at, katır gibi hayvanlarla taşınan yükün, onları kavrayan halat vasıtasıyla bağlanmalarına aracılık eden bir araçtır. Ham maddesi meşe ağacıdır, yani odundur. Şekli ise “V ile “U” harflerinin şekilleri arasında değişkenlik gösterebilen iki dişli bir çatal görünümündedir. “Akûle”, anlam değerini, rolü itibariyle almaktadır. Onun temel rolü, kavrayan halat yoluyla yükü bağlamak ve tutmaktır. Bu arada kendisi de bağlanmış olur. Çalışmada da “akûle”nin hem “bağlayan” ve “tutan” hem de soyut bir biçimde “bağlantı kuran” özelliklerinden hareket edilmektedir. Hareket noktası, Arapların ve Süryanilerin kullandıkları deyimlerle de desteklenmektedir. Buna göre aklın temel rolü, insanın bağlantı kurma yetisiyle ilişkilendirilmektedir. Akıl, bağlantı kurulan ilişkilerle bütünleşen ayrılmaz bağı üzerinden değerlendirilmektedir. İnsanın kurduğu bağlantı, aynı zamanda sorumluluk yükünü ve kapasitesini de beraberinde getirmektedir ki insan, bu sorumluluğuna ve ilişkilere bağlanarak sosyal alanda var olur. Başka bir ifadeyle, aklın sosyal yeri ya da sosyal akıl, sosyal ilişkilere göre belirlilik kazanmaktadır. Dolayısıyla her sosyal ilişkinin içerisinde saklı olan, yani doğrudan fark edilmeyen bir akıl/akûle alanının ya da aklın olduğunu söylemek mümkündür. Bu akıl, ilişki ağının varlığını da belirlemektedir.Presentation Baki Adam, Yahudilik ve Hristiyanlık Açısından Kur'an'ın Tartışmalı Konuları, İstanbul: Pınar Yayınları, 2016.(2017) Bakışgan, Muhammed HanifiKur’an‐ı Kerim İslam dininin kutsal kitabı olduğu gibi aynı zamanda Dinler Tarihi için de oldukça zengin bir kaynaktır. Bu bakımdan Kur’an‐ı Kerim gerek Yahudilik ve Hristiyanlık gerekse diğer dinler hakkında kayda değer bilgiler içermektedir. Kur’an’ın barındırdığı bu bilgiler diğer dinlerin kaynakları ile büyük oranda uyuşsa da birçok hususta farklı anlatılarla karşılaşmak mümkündür. Kur’an‐ı Kerim ile diğer dinlerin anlatıları arasındaki bu farkları, oryantalist ilim adamları kendi kaynakları bağlamında Kur’an’ın hatası olarak kabul etmektedirler. Dolayısıyla bu açıdan Kur’an’a ciddi eleştiriler yöneltmektedirler. Halbuki Kur’an kendi anlatısında doğrudan ya da dolaylı olarak bu dinî kaynakları esas almamaktadır. Bu noktada Baki Adam, Yahudi‐Hristiyan geleneğinin Kur’an’a yönelttiği eleştirileri ele alarak konuyu detaylı bir şekilde irdelemektedirBook Cumhuriyet Türkiye'sinin Değişen Din Politikaları ve Seçmeli Din Dersleri(Hiperyayın, 2022) Bala, SabahattinBu eser, Cumhuriyet Türkiye'sinde dini hayatın ve dindar insanların ihtiyaç, eğilim ve taleplerinden çok yönetici elitin hedef ve idealleri çerçevesinde şekillenen din ve din eğitimi politikalarını, bu politikaların din ve DKAB derslerine ne oranda ve ne şekilde yansıdığını, bu derslerde öğretime konu edilen dini yorumun temel karakteristiğini ve nihayet Temel Dini Bilgiler dersinden hareketle son on yıldır okutulan seçmeli din derslerinde öğretime konu edilen dini yorumu; temel felsefesi, referansları ve yönelimleriyle birlikte analiz etmektedir.Article Dennis R. Macdonald, Homeros Destanları ve Markos İncili(Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2018) OKAN, Mehmet AtaBir toplumun kadim tarihine ilişkin mitolojik materyali sunan destanlar, söz konusu milletin olağanüstü tarihsel geçmişine atıfta bulunur. Her milletin kendine ait destanlarından söz edilebilir. Örnek mahiyetinde Hintlilerin Mahabharata ve Ramayana destanları, Rusların İgor destanı ve Yunanlıların Odysseia ve İlyada destanları zikredilebilir. Odysseia ve İlyada destanları, Antik Yunan’da Homeros tarafından derlenen Yunan edebiyatının en önemli ürünleridir. Yunan sözlü edebiyatının bir derlemesi olan bu destanlar; tarih, coğrafya, edebiyat ve mitoloji gibi çeşitli konuları barındırmaktadır. Mesela Homeros, Odysseia destanında, Truvalılar ile Yunanlılar arasında yapılan Troya savaşından sonra ünlü Yunan komutanı Odysseus’un yaşadığı maceraları konu edinmektedir. İlyada destanında ise Yunan halk kahramanları olan Akhilleus ve Hektor’un birbirleriyle olan mücadelesini ve Hektor’un ölümünü konu edinmektedir. Homeros, bu farklı konuları birbiri ile mezcedip, şiirsel bir senaryo meydana getirerek tarih boyunca adından söz ettirmiş ve birçok kişiyi etkilemiştir. Etkilediği ilginç kişiler arasında ilk İncil yazarı Markos da yer almaktadır.Article DEVELOPMENT AND VALIDATION OF THE LANGUAGE BARRIER SCALE FOR PRIMARY SCHOOL STUDENTS(International Online Journal of Primary Education, 2022) Öz, Muhammed; Polat, HakkıThis study aims to develop a scale that examines the communication difficulties that migrant and refugee students face in the primary school period, the initial stages of their involvement in the educational process. As a result of a questionnaire administered to 271 primary school teachers via the simple random sampling method, the reliability of the measurement method was found to be .96. As a result of explanatory factor analysis, it was seen that 39 items constituted a four-factor structure (Deprivation, Labeling, Exclusion, and Acceptance). Data were then compiled by administering the scale to 112 teachers again for confirmatory factor analysis. According to the findings, the goodness of fit values were at good levels and the factor structure was validated. “Language-related difficulties” and “language barrier” were found to be two different phenomena. In order to understand the language barrier as a phenomenon that gives continuity to language-related difficulties, it is necessary to develop a perspective that puts students’ school experiences at the center and evaluates them within the context of their own unique conditions. In this context, a perspective that questions the performance-based climate of schools is also needed.Book Part DİJİTAL ONTOLOJİYE DOĞRU TOPLUMSALLIĞIN DEĞİŞİMİ VE DİN(Kriter Yayınevi, 2022) YEŞİLMEN, HALİTİnsanın ve toplumsallığın yeniden tanımlandığı posthüman süreçte din ve dini yaşamın etkilenmesi kaçınılmaz. Dolayısıyla içinde olunan değişim sürecinin posthüman projelerle ilişkisi sorgulanabilir. Posthüman dönem açısından gelinen noktada bu çalışma, değişimdeki yönelişe dikkat çekerek toplumsallık zemininin evirilişini ve kategorik/genel anlamda dinin geleceğini problem etmektedir. Dijitalleşme sürecinde toplumsallığın nereye doğru evirildiği, bu süreç içerisinde dinin statüsü ve dine biçilen rol ile ilgili tespitlerde bulunmak amaçlanmaktadır. Posthüman dönemde dijital veri, veri akışı, bilgi teknolojileri ve yapay zekâ üzerinden Büyük Veri (Big Data) temelinde yeni bir bilişsel sistemin, daha doğrusu MBS’nin (Mekanik Bilişsel Sistem) inşası söz konusudur. Büyük veri, gerçekliği kendi zemininde üretmek üzere insan ve toplumsallığı yeniden inşa etmeye yönelmektedir. Bu doğrultuda dijitalleşme vazgeçilmez gibidir; çünkü yeni sis tem, dijital bir zeminin/ontolojinin/altyapının inşasını doğrudan içerir. Bu sistem içerisinde insan, bu defa moderniteden farklı olarak posthümanist projelere uygun bir şekilde “özne” olmaktan çıkmakta, sistem lehine “nesne-özne” (nesne insan, özne sistem) konumuna düşmektedir.İnsana, insanı da içeren teknolojik evrim perspektifiyle teknik bir konum ve rol tayin edilmekte, bu doğrultuda toplumsallık yeniden tanımlanmaktadır. İnsanı merkez olmaktan çıkarması yönüyle MBS’nin, posthümanist bir dijital ontoloji tasarımı olduğu söylenebilir: Bu tasarımda insana, sistem lehine çeşitli devre elemanlarından biri olmak rolü tanınır. İnsan bedeni ve diğer canlı organizmaları da içerecek bir şekilde programlanabilir, veri akışına dâhil edilebilir ve tasarlanabilir her türlü üretim, dijital ontolojinin bir parçası ve inşası niteliğindedir. Veri akışı sistemiyle her açıdan insan yaşamının, doğa organizmalarının, hatta iklimin kontrol ve takip edilerek “iyileştirilmesi”, aslında dijital ontolojideki işlemsel yönelimin bir ürünüdür. Doğa ve insanı MBS’nin içerisinde belirle mek/üretmek de dijital ontolojinin eylem biçimlerindedir. Kısaca sistem, insanı ve varlığı, Tanrı iradesinde (MBS veya veri akışı sisteminde) konumlandırır. Tabiat tanrıçasının ve ondan bağımsız olmayan varlığın (Tanrı’nın iradesine hizmet etmenin) taklit versiyonu gibi düşünülebilir. Bütün bir haliyle yeni bir din biçimidir: Dijital Din. MBS, devasa bir hesap makinesi gibi toplumsallığı ve varlığın her hücresini, onların durumlarını hesaplayabilmek için teknik bir yönelimle ve veri akışı devrelerinde yeniden konumlandırır. Bir açıdan varlık hem somut devreler hem içerik olarak hesap makinesinin içerisine indirgenmiş gibidir. Yeni konumlandırmada her şeyin MBS içerisinde hesaplanabilir bir yerde durması gerekir. Kendi eylem planında sistem, varlığı ve toplumsallığı hesaplanabilir bir konuma çekerek inşa olunur. Dolayısıyla yaşam, her yönüyle hesaplanabilir olmalıdır. Bu açıdan sistem, sekülerlikle dopdoludur: Seküler Din.Article Endülüs'te Gazâlî Algısı(2017) Bozkurt, BirgülBu makalenin temel amacı Endülüs'te Gazâlî algısını ortaya koymaktır. Gazâlî, Doğu İslam dünyasında ortaya çıkan ve kelamdan felsefeye, fıkıhtan tasavvufa kadar çok sayıda alanda eserler bırakan önemli bir düşünürdür. Doğu İslam dünyasında aynı zamanda büyük bir otorite olan Gazâlî'nin Endülüs'teki durumu merak uyandırmaktadır. Fıkıh, tasavvuf ve siyaset bağlamındaki ilişkiler üzerine şekillenen Endülüs düşünce dünyasında, Gazâlî neredeyse merkezi bir konuma sahiptir. Zira Endülüs entelektüeli fıkıh, tasavvuf ve felsefe arasındaki tartışmaların ortasındadır. Bu çalışmada Endülüslü fakihler, sufiler, filozoflar ile tarihçilerin kitaplarındaki bilgilere göre Endülüslülerin Gazâlî'yi nasıl gördüklerini ortaya koymaya çalıştık. Buna ilave olarak bu çalışma, Gazâlî'nin bu farklı açılardan Endülüs'te nasıl algılandığını gözler önü- ne serme, bu konudaki önemli bir açığı kapatma, Gazâlî'ye dair Endü- lüslülerin algısını bütünlükçü bir biçimde ortaya koyma çabasındadır. Yakın zamanda dikkatleri celbeden felsefenin ve bilginin sosyolojik ve siyasi boyutlarına inecek bu çalışmanın Endülüs düşüncesine dair yapı- lacak diğer çalışmalara zemin hazırlamak bakımından katkıları olacağı kanaatindeyiz.Article Fahreddin Râzî’nin Sofistleri Eleştirisi: Kelâm Özelinde Bir İnceleme(Milel ve Nihal, 2020) Pilatin, EbubekirAntik Yunan’ın siyasal ve sosyal şartları sonucunda tarih sahnesine çıkan sofistler, bir kavram olarak çeviri hareketleri ile beraber Aristoteles üzerinden İslam düşüncesi kaynaklarına girmiştir. Kelâmcılar, eserlerinin bilgi bahislerinde sofistlere geniş ölçüde yer vermiş ve sadece görüşlerini veya ortaya attıkları problemleri aktarmakla yetinmemişlerdir. Sofistleri, Lâedriyye, İnâdiyye ve İndiyye şeklinde yeni bir tasnife tabi tutan kelâmcılar, Aristoteles perspektifinden hareketle çeşitli açılımlarda bulunmakla birlikte, çelişmezlik ve üçüncü halin imkânsızlığı gibi ilkeler bağlamında çözüm üretmişlerdir. Kelâm ve felsefe uğrağında önemli bir yerde duran Fahreddin Râzî ise, kendinden önceki mirası devralarak sofistleri farklı bağlamlarda tekrar gündeme getirmiştir. Râzî’nin sofistleri ele aldığı yeni bağlam, İslam düşünce geleneğinde mezhepler arasında çıkan tartışmalar dolayımındadır. Bu çalışma, Râzî ve kelâm ilminin sofistik görüşleri işleyiş tarzlarını ve çözümlerini bağlamsal bir çerçeve kapsamında incelemektedirArticle Fârâbî'nin Endülüs'teki İmajı: Endülüslü Filozof Ve Tarihçiler Gözüyle Fârâbî(2017) Bozkurt, BirgülEndülüslü filozofların eserlerinde olduğu gibi tabakât ve tarih yazarlarının eserlerinde de Fârâbî hakkında olumlu bir bakışın bulunması söz konusudur. Bu durum Fârâbî’nin sadece felsefi otoritesiyle ilgili olmayıp mantık, matematik, tıp, müzik gibi pek çok alandaki başarısı ve yaşamındaki mütevazılığını da kapsamaktadır.Article Farklı Etnik Gruplar Arası Etkileşimlerde Atasözlerinin Rolü: Süryaniler ve Mahallemiler Arasında Bir Karşılaştırma(2020) YEŞİLMEN, HALİTMakalede atasözlerinin farklı grupların etkileşimlerindeki rolü konu edilmiştir. Konu, Mardin’de yaşayan Süryani ve Mahallemilerin kullandıkları atasözleri ile sınırlandırılmıştır. Atasözleri, biri Mahallemilerle diğeri Süryanilerle ilgili olmak üzere ayrı ayrı yapılmış olan ve görüşmeye dayalı iki alan çalışmasından elde edilen verilere göre seçilmiştir. Amaç, atasözlerinin gruplar arası etkileşimlerde hem grubun farklılığını koruduğunu hem de gruplar arasında ortak bir anlam ve değerlendirme alanının oluşmasına aracılık ettiğini ortaya koymak olmuştur. Amaç doğrultusunda sadece grup içinde kullanılan atasözleri ile ortak kullanımda olan atasözleri karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, sadece grup içinde kullanılan atasözlerinin farklı sosyo-kültürel öğeler taşıdığı ve bu açıdan grubun farklı okuma biçimini korumasına aracılık ettiği görülmüştür. Benzer sosyal dinamikleri ve hassasiyetleri barındıran atasözlerinin ise olayları okuma ve değerlendirme biçimi açısından ortak bir kullanım değeri kazanarak gruplar arasındaki sınırların yumuşamasına aracılık ettiği neticesine ulaşılmıştır. Bu açıdan makale, Süryani atasözleri ile ilgili yapılacak olan çalışmalara, genel anlamda da kültürel süreçlerin açıklanmasına katkı sunmayı hedeflemektedirOther GÜNÜMÜZE ÖRNEKLİĞİ AÇISINDAN FÂRÂBÎ’NİN VİZYONU(2016) Bozkurt, ÖmerFelsefe geçmişten kopuk bir şekilde yapılmamıştır.Ancak felsefe yapmak geçmişin aktarılmasından ibaret de değildir. Felsefe yapmanın bir biçimi de bizden öncekilerin felsefe yapma tarzlarını, bakışlarını, vizyonlarını örnek almak ve günümüze taşımakla mümkün birtakım görüşlerinden örnekler seçilerek vizyonu ortaya konacaktır. Sonra bu vizyonun günümüz İslam düşüncesine katkısı, çağımız İslam dünyası için anlamı, örnekliği ve rehberliği, özellikle de günümüz İslam medeniyetinin gelişim ve dönüşümüne yansımaları, felsefe, bilim, siyaset ve inanç gibi konularda bazı önerilerle birlikte tartışılıp sunulacaktır. Bunlara ilave olarak Fârâbî özelinde elde edilen bakış açısı, yöntem ve vizyonun günümüz felsefe araştırmalarına ve felsefe yapma çabalarına nasıl yardımcı olabileceği ortaya konmaya çalışılacaktır.Article HARF GİZEMİ VE SEMBOLİZMİ BAĞLAMINDA İHVÂN-I SAFÂ’DA HURÛFÎLİĞİN İMKÂNI(Turkish Studies (Elektronik), 2018) Birgül, BozkurtX. yüzyılda ortaya çıkan ve bir felsefe topluluğu olan İhvan-ı Safa’nın Resâilu İhvâni’s-Safâ adlı eserinde harfler ve harf ilmine dair düşünceleri ele alınması gereken bir konudur. Tarihi çok eski dönemlere uzanan harf ilminin üç temel boyutu bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir: 1. Harflerle varlıkların gizemini anlamak, harflere anlamlar yüklemek, harflerle sayılar arasında ilişkiler kurmak, çeşitli oran ve uyum yasalarıyla varlıkların gizli kalmış yönlerine vakıf olmak ve gizemlerini keşfetmek. 2. Harflerin varlıklar üzerinde etkide bulunduklarını kabul ederek muskalar, tılsımlar, vefkler, büyüler vs. gibi yollarla bu etkiyi sağlamak. 3. Harflerle gayba ve geleceğe dair bilgilere ulaşmak. Bu çalışmamızda İhvân-ı Safâ’nın bu üç boyutu sağlayıp sağlamadığı tartışılacaktır. Bu noktada Resâil’de onların harflerle ilgili görüşlerini ortaya koymaya çalıştık ve Hurûfî olup olmadıklarına dair bir sonuca ulaştık. Netice itibariyle, araştırmalarımız göstermektedir ki; İhvan-ı Safa ilm-i hurûfla ilgilenmiş, bu ilmin bazı boyutlarına dair değerlendirmelerde bulunmuş fakat üçüncü boyutuyla çok fazla ilgilenmemiştir. Hatta ikinci boyutla da kısmen alakadar olmuşlardır. Onların iki ve üçüncü boyutla ilgili tutumları daha ziyade betimsel ve durum izahı şeklindedir. Bu nedenle İhvân-ı Safâ’yı harf ilminin hararetli bir savunucusu ve tam bir Hurûfîlik müdafii olarak görmek zor gözükmektedir. Onları daha ziyade bir tür harf gizemciliği ve sembolizmi yapan ve ilm-i hurûfla belli düzeylerde uğraşmış bir grup olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.Article İhvân-ı Safâ’da Ontolojik Uyum-Teleolojik Bağlam(ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, 2018) Bozkurt, BirgülBu çalışmada temel amacımız İhvân-ı Safâ’da ontolojik uyumu teleolojik bağlamda ele almak ve tartışmaktır. Uyum, büyük oranda sayılar, harfler ve müzik konularında karşımıza çıkan oran, orantı ve harmoniyle kavramsal çerçevesini bulmaktadır. Bu bağlamda öncelikle İhvân-ı Safâ’da oran, orantı ve bu kavramların uyumla ilişkisini ortaya koymaya çalıştık. Ortaya çıkan uyum çerçevesini Allah’ın varlıklara yerleştirmiş olduğu gaye, nizam, düzen ve amaç bağlamında İhvân’dan örnek ve açıklamalarla göstermeye gayret ettik. İhvân-ı Safâ’da ayüstü ve ayaltı âlemdeki tüm varlıklarda teleolojik bağlamda ontolojik bir uyumun varlığı açık bir şekilde görülmektedir. Bu sonuç Pythagorasçı temellerden kaynaklandığı gibi İslam’ın referanslarıyla da oldukça ilgilidir. İhvân’da varlığın gizemlerine ulaşmak, sırlarını keşfetmek ya da hikmetini anlamak için uyum konusunun anahtar bir görev üstlendiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu çalışma, İhvân-ı Safâ’nın varlık alanındaki gaye, düzen, nizam ve hikmeti, oran ve uyum üzerinden nasıl izah ettiğini gösterme ve bu çerçeveyle varlığı anlama ve anlamlandırma çabalarını ortaya koyma girişiminde bulunmaktadır.Article İslâm Felsefesini Tanımlama Yaklaşımları Üzerine(İlahiyat Tetkikleri Dergisi, 2021) Meçin, Mahmutİslâm’da felsefî geleneğin “İslâm felsefesi” tabiriyle müsemma olması günümüzde artık kabul gören bir tabirdir. Fakat bu tabirin nasıl tanımlandığı ya da tanımlanması gerektiği konusunda bir mutabakattan bahsedilemez. İslâm felsefesine çeşitli açılardan yapılan tanımları eleştirel bir yaklaşımla ele alan bu makale, İslâm felsefesinde bir tanımlama problemi olduğu iddiasından hareket etmektedir. Makalede İslâm felsefesini tarihsel açıdan ele alan ve onu ana kaynakları ile evrensel misyonu bakımından tavsif eden tanımlar iki ayrı başlık altında değerlendirilerek bu tanımların İslâm felsefesinin mahiyeti ve kapsamını ne ölçüde ifade ettikleri tartışılmıştır. Bahse konu edilen tanımlarda terkipte yer alan “İslâm” lafzının, din olarak İslâm’a mı, İslâm medeniyetine mi, İslâm’ın hüküm sürdüğü belli bir coğrafyaya mı, yoksa İslâm’ın ana kaynakları ve evrensel ilkelerine mi işaret ettiği konusunda bir ihtilaf söz konusudur. Çalışmada amaç, mevcut tanımları değerlendirerek İslâm felsefesini sadece bir coğrafî sınıra ve belirli bir tarihî kesite mahkûm etmeden daha kapsamlı bir biçimde tanımlayan yaklaşımları öne çıkarmak ve böylece süregelen tanımlama probleminde alternatif bir çözüm ortaya koymaktır.Article Kadim Süryani Atasözlerinin Kaynağı ve Rolü (Mardin Örneği)(Folklor/Edebiyat Dergisi, 2020) YEŞİLMEN, HALİTMakalenin konusu, Süryani atasözleridir. Süryaniler, kullandıkları atasözlerinin kaynağı olarak genellikle Kutsal Kitap’ı ve Süryani Büyükleri’nin özdeyişlerini işaret ederler. Kutsal Kitap’ta yer alan sözler, sosyal alana aktarılırken zamanla atasözü formunun oluşmasına kaynaklık etmektedir. Bu durum, özdeyişler için de geçerlidir. Bu açıdan makalede Süryani atasözlerinin kaynağı ve rolü sorgulanmıştır. Bu sorgulama için Mardin ilinden on beş Kadim Süryani ile görüşülmüş ve onlardan atasözleri derlenmiştir. Bununla birlikte, Kutsal Kitap’tan ve özdeyişlerden örnek sözlere de yer verilmiştir. Amaç hem saha çalışmasıyla Süryani atasözlerini tespit etmek ve bunların değerlendirilmesinde genel bir çerçeve belirlemek hem de atasözlerinin Süryaniler açısından oynadığı temel rolü ortaya koymak olmuştur. Süryani atasözlerinin üç temel kaynağı olduğu sonucuna ulaşılmıştır: biri Kutsal Kitap’tır; ikincisi, Kutsal Kitap merkezinde şekillenen Süryani Büyükleri’nin özdeyişleridir; üçüncüsü ise sosyo-kültürel dinamiklerdir. Süryani atasözlerinde iki temel belirleyici yön ve rol saptanmıştır. Birincisi Kutsal Kitap merkezinde öğütlenen erdemli yaşamın aktarılmasına aracılık eden atasözleri, diğeri ise bundan bağımsız bir şekilde, daha çok sosyo-kültürel dinamiklerin ve sosyo-kültürel okuma biçimlerinin belirlediği ve bunların aktarılmasına aracılık eden atasözleridir. Sosyo-kültürel dinamiklere bağlı olarak bu iki rolün zayıfladığı görülmüştür. Genel olarak bu çalışma, derleme yoluyla yeni veriler oluşturarak hem kültürel dinamikleri hem de Süryani kültürünü anlamaya ve yorumlamaya katkı sunmayı hedeflemiştir.Article Kant’ın Özgürlük Düşüncesi ve Adorno’nun Negatif Ahlak Felsefesi Bağlamında Radikal Kötülük Tartışması(Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2021) Yıldırım, FerdaKant, insanın kötülüğe doğal bir eğilimi olduğunu iddia ederek bu eğilimi özgürlüğün gerçekleşmesine yönelik bir zemin olarak sunar. Özgür bir varlık olan insanın ahlak yasasına, dolayısıyla ödev ahlakına uygun eylemlerde bulunmasını kötülükten kaçınmak için zorunlu görür. Adorno ise mevcut dünyada Kant’ın varsaydığı türden bir özgürlükten bahsedilemeyeceğini iddia eder. Negatif ahlak felsefesinden hareket eden Adorno, Kant’ın ödev ahlakının mevcut kötülüğü meşrulaştırma aracına dönüşebileceğini göstermeye çalışır. Bu makale Kant’ın özgürlük-kötülük ilişkisi bağlamında radikal kötülük doktrinini nasıl temellendirdiğine ve Adorno’nun Kant’a yönelik itirazlarının negatif ahlak felsefesi bağlamında nasıl ele alınabileceğine odaklanmaktadır.Article Kavram, Önerme ve Kıyas Bağlamında İhvân-I Safâ’nın Mantık İlmine Yaklaşımı(FIRAT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, 2022) Meçin, Mahmutİhvân-ı Safâ, İslâm düşünce tarihinde ilk bilimsel ansiklopedi tarzında risaleler kaleme alan bir grup düşünür olarak bilinmektedir. Dinî ve siyasî çekişmelerin yoğun yaşandığı bir dönemde Basra dolaylarında ortaya çıkan İhvân-ı Safâ, hurafelerle özünden uzaklaştığını iddia ettikleri dinin özüne dönmesi için yegâne yolun felsefe olduğuna inanır. Bu amaçla eklektik bir tutumla dinî, ilmî ve felsefî olmak üzere ulaşabildiği her türlü bilgiyi kullanan İhvân’ın ilim ve hikmete bakışları İslâm düşüncesinin klasik çağının bilim anlayışını anlamada önemlidir. Kaynağı ne olursa olsun doğru buldukları her düşüncenin mirasçısı olduklarını belirten İhvân-ı Safâ, mensuplarına ilimlerden hiçbirine düşman olmamaları, hiçbir kitabı ihmal etmemeleri, hiçbir mezhebe körü körüne bağlanmamaları konusunda tembihlerde bulunur. Bu çalışmada İhvân-ı Safâ’nın geniş bir müktesebata dayanan ilim anlayışları içerisinde mantık ilmine yaklaşımları ele alınacaktır. Mantığı felsefenin ölçüsü ve filozofun gereci olarak tanımlayan İhvân-ı Safâ’ya göre peygamberlikten sonra en yüce uğraş felsefedir. Bu nedenle felsefenin ölçüsü olan mantık da en üstün alet ve ölçü olmalıdır. Çalışmada klasik mantığın ana konuları olan kavram, önerme ve kıyas bağlamında İhvân’ın Risalelerinde mantık ilmine nasıl yaklaştıkları ve bu ilme özgün bir katkı yapıp yapmadıkları üzerinde durulacaktır.