Browsing by Author "Cengiz, Yunus"
Now showing 1 - 20 of 46
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part 1. Cengiz, Yunus, “Manâ Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2.(2021) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Manâ Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2.Book Part 2. Cengiz, Yunus, “Ahval Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2. Cilt, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2021, s. 980-994.(2021) Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunus2. Cengiz, Yunus, “Ahval Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2. Cilt, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2021, s. 980-994.Master Thesis Adorno'da mutlu yaşam ve kültür ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Aladağ, Fatma; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu çalışma, Aydınlanma dönemiyle birlikte toplumsal anlamda yaşanmış ve yaşanabilecek olan sorunları Adorno'nun ahlak felsefesi bağlamında ortaya koymaktadır. Burada Adorno'nun şahit olduğu Auschwitz olayı sonrasındaki yaşamda ahlaki ve kültürel değerlerin, kültür endüstrisi tarafından yeniden biçimlendirilip topluma sunulduğu ve toplumun da sunulan vaatleri sorgulamadan kabul ettiği tespit edilmiştir. Bu bakımdan kültür endüstrisi tarafından yürütülen modern dünyada, özgürlüğün yeniden elde edilebilmesi için Adorno'nun bireye önerdiği kurtuluş yollarının açıklanması amaçlanmıştır. Çalışmada, Adorno'nun ahlak felsefesi bağlamında modern yaşam içerisinde sorunlu bir konu haline gelen ahlaki yaşamın imkânı irdelenmiş ve bu imkânın Adorno'nun önerdiği şekilde bilinçli bireylerin sayılarının arttırılıp modern dünyaya karşı geçmişin sorunlarını geleceğe aktarabilen önemli sanat yapıtları üretmeleri ile mümkün olabileceği konusu yazarın eserlerinden yola çıkarak aktarılmıştır. Bu bağlamda değişen ve gelişen bir dünyada sanat yapıtlarının Adorno'nun düşüncesindeki kadar masum bir dinamikliğe sahip olmadığı fikri ve bütünün yanlış olduğu düşüncesini savunan Adorno'nun sanat konusundaki çelişik düşünceleri göz önüne alınarak bütün içerisinde biçimlenen sanat eserlerinin gerçekliği tam anlamıyla yansıtmadığı düşüncesi savunulmaya çalışılmıştır.Master Thesis Ali Şeriati'de varoluşçuluk düşüncesi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Aras, Hüseyin; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusŞeriati eserlerinde, varoluş ve öz, kendilik bilinci, yaratma, yalnızlık, kendine bırakılmışlık, özgürlük, isyan, insanı tutsak hale getiren unsurular gibi varoluşçu literatürde yaygın olarak karşımıza çıkan kavramları ele almakta ve bu konulardaki görüşlerini açıkça dile getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, Ali Şeriati'nin varoluşçu literatürle ilişkisini ortaya koymaktır. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Şeriati'nin ele aldığı varoluşçu temalar ele alındı. Şeriati varoluşçulara karşı eleştirel davranmaktadır. Ancak bu tavrı onun varoluşçu olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Şeriati de insanın bir "beşer" bir de "insan" tarafının olduğunu söylemektedir. Buna göre. "Beşer" insanın fizyolojik tarafını ederken "insan" ise sınırlı olmayan tarafını ifade etmektedir. Beşerin öncesinde bir özü vardır. Ancak insanın özü ise sadece insanın seçimleri tarafından belirlenmektedir. İnsan; kendilik bilinci, özgürlük, yaratma ve yalnızlık sayesinden özünü yaratabilir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise insanı tutsak hale getiren unsurlar ve onlardan kurtulabilme yolları üzerinde duruldu. Şeriati'ye göre doğa, toplum ve tarihi determinist bir şekilde yorumlamak onları birer zindan hale getirir. Kaldı ki bilim yoluyla onların belirleyiciliği en aza indirilebilir. Ancak diğer bir tutsak hali olan kendiliği ise bilimle aşmak mümkün değildir. Kendilik zindanı ancak din, aşk, irfan ve sanatla aşılabilir. Bu şekilde insan özgürlüğüne kavuşabilir.Master Thesis Antik Yunan felsefesinde mutluluk düşüncesinin kaynakları(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Yücel, Reşat; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu çalışma Antik Yunan düşüncesinde, mutluluk olgusunu din ve mitoloji bağlamında düşünürken, daha özel olarak kader düşüncesinin çeşitli veçheleri ile mutluluk anlayışı arasında doğrudan bağlar gözlemlemek üzerine kuruldu. Antik bilgelik geleneğinde bütün filozofların kesiştiği temel etik değerler üzerinde, bu değerleri kapsayan aşkın bir düşüncenin; kader düşüncesinin olduğunu göstermek, bu anlamda etik bir problematik olan "mutluluk" kavramının da kader düşüncesi ile bağlarını irdelemek için uygun bir hareket noktası oldu. Çalışmamızda arzumuz dışına çıkan her olay, olgu ve duygunun mimarı olarak işleyen etkin bir kader inancının "mutluluk nedir" sorusuna verilen cevabın imkânlarını genişleten bir öğeye dönüştüğünü keşfettik. Ayrıca antik filozofların neredeyse tamamının bir şekilde değindiği "daimon" ve "moira" kavramlarının dini bir kümeden felsefi bir kümeye nasıl tahvil edildiğini, "kader" inancının felsefi "zorunluluk" ilkesine nasıl kaynaklık ettiğini göstermeye çalıştık. Bu bağlamlar kurulurken bilgeliğin geniş anlamda düşünüldüğü Antik Yunan'ın din insanları, kahramanları, devlet büyükleri ve şairlerini de Antik Yunan etiğinin, birer mimarı olarak çalışmamıza kaynak edindik.Article The Approach of Kalām to the Physical Universe: Schools and Breaks(Anadolu İlahiyat Akademisi, 2023) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusKelâmcılar, sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren fiziksel evrenle daha fazla ilgilenmişler ve daha önce gündemlerinde olmayan cisim, hareket, durağanlık ve değişim gibi konularda teoriler ortaya koymuşlardır. Kelâm ekollerinin fizik yaklaşımları birbirlerinden farklı olduğu gibi farklı dönemlerdeki fizik hakkında düşünme tarzları da farklıdır. Bu çalışmanın amacı kelâmcıların fiziksel evrene yaklaşımlarını tespit etmektir. Bu bağlamda, kelâmcıların beş farklı yaklaşımının olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi araz taraftarlarıdır. Evrenin arazlardan meydana geldiğini savunan bu yaklaşım cisimlerin bütünlüklü yapılar olarak görülmesinin zihnimizin eseri olduğunu savunur. İkincisi tabiatçı kelâmcılardır. Nazzâm, Câhız ve Sümâme bu yaklaşımı savunan kelâmcılardır. Onların ortak özelliği cisimlerin tabiatlarını kabul etmeleridir. Bu yaklaşıma göre cisimler başka bir müdahaleye gerek kalmaksızın tabiatlarına uygun bir şekilde davranmak zorundadır. Nazzâm, bu yaklaşıma uygun bir teori geliştirmiş ve teorisini tecrübelerle desteklemeye çalışmıştır. Atomculuğu reddeden Nazzâm cisimlerin karşıt bileşenlerden oluştuğunu ve onların sürekli hareket halinde olmalarını sağlayan iç dinamizme sahip olduklarını ısrarla söyler. Câhız ise hayvanların doğasını ve hareketlerini öğrenmek için çokça gözlem yapmanın yanı sıra birtakım deneyler yapmıştır. Kelâmın fizikle ilgili üçüncü yaklaşımın sahipleri ise atomcu kelâmcılardır. Atomculuk kelâmda en yaygın fizik yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre cisimler sonsuza kadar bölünmez. Evren parçalanmayan parçacıklardan oluşur. Bu yaklaşım atomlar arasında boşlukların olduğunu ısrarla savunur. Bu düşüncelerini savunmak için birtakım örnekler veren atomcu kelâmcılar, cisimlerin tabiata sahip olduğunu kabul etmezler. Bunun yerine evreni açıklamak için itme gücü (i‘timâd) teorisini geliştirmişlerdir. Dördüncü yaklaşımın sahipleri ise hem atomcu hem tabiatçı kelâmcılardır. Ebu’l-Kâsım el-Ka‘bî’nin başını çektiği bu yaklaşım, evrenin atomlardan oluştuğunu ve her cismin bir tabiatının olduğunu savunur. Bu yaklaşım evrende boşluğun olmadığını söyler ve bu düşüncesini birçok tikel fenomeni izah ederek ispatlamaya çalışır. Beşinci yaklaşım ise Aristoteles’in dört neden nazariyesiyle fiziksel evreni değerlendiren kelâmcılardır. Gazâlî sonrasında Eş‘arî kelâmcılar, Aristoteles’in fiziğinin temelini teşkil eden dört neden nazariyesini kelâmî tezleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Makalede bunu başarmak için ne tür yöntemlerin takip ettiği ele alınmaktadır.Conference Object “Bir Olma Pratiği Olarak Dostluk ve Lâ-mahdut Özelliği”(2018) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Bir Olma Pratiği Olarak Dostluk ve Lâ-mahdut Özelliği” Uluslararası Dil, Düşünce ve Din Bilimleri Kongresi (08-10 Kasım 2018).Article Câhız’da Duyumsamanın Öznel Karakteri /Subjective Character of Sensation in al-Jahiz(2021) Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunushttps://www.sabahulkesi.com/2021/01/19/cahizda-duyumsamanin-oeznel-karakteri/Article CÂHIZ: YAŞAMI HAYRETLE KARŞILAMAK / Al-JÂHIZ: WELCOMING LIFE WITH AMAZING(2020) Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunushttps://www.sabahulkesi.com/2020/03/03/cahiz-yasami-hayretle-karsilamak/Article Deleuze’ün Anlam Kuramında İfade Oyunu: Tersine Çevirme ve Paradokslar Kurma(Soayoloji Divanı, 2021) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusIn this article, which deals with the contribution of the game in expressing the meaning, the ontological aspect and logical dimension of the meaning are examined in terms of Deleuze’s philosophy. Meaning is not the beings pointed out by proposition and words, nor is the result evidenced by cause and effect relationships. Meaning is far from being the belief expressed by the subject. According to Deleuze, meaning is the expressed event. Events are the degrees of motion emanating from objects. To be event makes it non-existent and away from to be pointed out. Since events are in infinitive form, they are indifferent to modes such as positivity-negativity, universalism-particularity, contingency-necessity, and relations such as cause and effect. Approaching propositions with a game of thought allows meaning to be expressed indifferent to modes and relationships. Inverting and forming paradoxes are among the practices of this game for Deleuze. The simulacres that remain outside of thought in Platonism because they do not take part from the models become the subject of the demand for understanding thanks to inversion game. Paradoxes, on the other hand, cause meaning to appear in propositions in a state of indifference. Key Words: Deleuze, Meaning, Expression Game, Inversion, ParadoxesBook “Dokuzuncu Yüzyıl Müslümanlarında (B)ilim Aşkı ve Zihin felsefesi Açısından Değerlendirilmesi”(2019) Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunus“Bilgi sana kendinden bir şey vermez, sen tümüyle kendini ona vermedikçe. Kendini tümüyle ona verdiğinde bile; belki, sana kendinden bir şey verir, emin olmasan da” (Câhız’ın aktarmasıyla Nazzâm) Fuat Sezgin İslam’da Bilim ve Teknik eserinde her zaman olmasa da bazı bölümlerin başına Müslüman bilim adamlarından dikkat çekici ve bilime duyulan aşk ve heyecanın ortak kesenleri olduğu bir söz koymayı tercih eder. Bu bağlamda Astronomi bölümü için İbn Heysem’den (ö. 432/1041), denizcilik bölümü için İbn Mâcid’ten (ö. 9. yy/15. yy) ve tıp bölümü için İbn Rüşd’ten (ö. 595/1298) bir söze yer verir. Aynen bu şekilde, coğrafya bölümü için de Nazzâm’ın yukarıda verilen ve Câhız tarafından aktarılan sözünü motto bir özdeyiş olarak bölümün girişine koyar. Fuat Sezgin böyle bir tercihte bulunmakla muhtemelen Müslüman bilim adamlarını bilim yapmaya teşvik eden bilgisel ve psikolojik saiki vurgulamak istemenin yanı sıra aslında kendi heyecanını da ortaya koymaktadır. Zira kabul edilir ki bir sözün bir bölümün girişine tam da bir sayfanın ortasına bir motto olarak konulması bir yazarın düşüncelerini harfler üzerine dizmesinden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle bir motto sadece yazılı bir metin değildir, aynı zamanda görseldirler ve metnin ana düşüncesine işaret edenden çok daha fazlasıdır. Mottolar okuyucusundan kendilerini vurgulu bir şekilde okumayı temenni ettikleri için görsel olmanın yanı sıra aynı zamanda duyumsaldırlar ve ritmik bir okuyuşa olanak verirler. Mottolar böylece bulunduğu mekan itibariyle tabii olarak hem yazarın hem de okuyucunun duygularının değişmesini ve olayın tekrar yaşatılamasını sağlamak arzusunda olurlar. Zaten genelde mottoların teşvik ve duygu içerikli olmalarının nedenini de burada aramak gerekir. Yukarıdaki alıntıyı bir motto olarak vermek açısından Fuat Sezgin yalnız değildir. İslam düşüncesinde bilginin gelişim seyrini ortaya koymak gayesiyle Franz Rosenthal tarafından hazırlanan Knowledge Triumphant eserinde de (Bu eser Sezgin’in eserinden önce yazılmıştır) kitabın başına konulur. Sezgin’den farklı olarak Rosenthal, bu mottonun hem Arapçasını ve farklı okuma şekillerini hem de hangi eserlerde geçtiğini dipnotta vermeyi ihmal etmez. Nazzâm’ın eserleri günümüze ulaşmadığı için bu mottoyu onun eserlerinde bulmak olanaksız olarak durmaktadır. Ancak düşüncelerini önemli oranda kendisinden öğrendiğimiz Câhız’ın eserlerinde her ne kadar bu sözü çağrıştıracak ifadeler varsa da bu metin aynısıyla onun eserlerinde yer almaz. Rosenthal’ın işaret ettiği gibi, daha sonra kaleme alınan birçok eserde Câhız’ın aktarımına işaret etmek suretiyle Nazzâm’a nispet edilerek bu metin verilmektedir. Bu çalışmada yukarıda verdiğimiz metnin hem tarihsel bağlamdaki karşılığını hem de sözün sahibi olan Nazzâm ve onun takipçisi ve aktarımcısı Câhız’ın düşüncesindeki karşılığını ele almak istiyoruz. Böylece bu sözün bir slogan olmanın da ötesinde Nazzâm ve Câhız’ın zihin felsefesi açısından tutarlı bir karşılığı olduğunu ortaya koymaya niyetindeyiz. Bunu yaparken açıkçası Câhız ve Nazzâm’ı çok da birbirinden ayırt etme niyetinde değiliz. Çünkü Câhız’ın bir aktarımcı olarak Nâzzâm’la ilişkisi sözü salt aktaran bir mevkide değildir. Genel olarak sözü yeniden üreten ve formüle eden bir konumdadır. Hatta çoğu zaman Nazzâm’la olan ilişkisi Platon ve Socrates arasındaki ilişki gibi görünmektedir. Dolayısıyla konu edindiğimiz mottonun sahibi Nazzâm olsa da onun aynı zamanda Câhız tarafında da paylaşıldığını hatta belki de tekrar formüle edildiğini tahmin edebiliriz.Conference Object Ebû Bekir er-Râzî’de Deist Yaklaşım: Aklın Yetkinliği ve Nübüvvet Eleştirisinin Değerlendirilmesi(2017) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Ebû Bekir er-Râzî’de Deist Yaklaşım: Aklın Yetkinliği ve Nübüvvet Eleştirisinin Değerlendirilmesi” Uluslararası Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm Sempozyumu, 12-14 Mayıs 2017, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van (Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm, ed. Vechi Sönmez, Burhanettin Kıyıcı, Metin Yıldız, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2017, ss. 313-319).Master Thesis Emmanuel Levinas'ın Sorumluluk Etiğinde Başkası Problemi(2024) Akşeker, Hilal Bişra; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBir varoluş olarak insan; felsefe geleneği süresince sorunsallaştırılmış ve anlamlandırılmaya çalışılmıştır. İnsanın insana konu olması, kendini bilme yolunda hemhal içinde olduğu varoluşlarla birlikte olgu ve olaylar çerçevesinde farklı disiplinler aracılığıyla ele alınmaktadır. Şüphesiz ki insanı anlamada yalnızca ben olan değil benden başka olanların da anlamlandırılması ve sorunsallaştırılması kaçınılmazdır. Levinas ile birlikte görünür olan bu zorunluluk, etik dolayısıyla açığa kavuşturulmak istenir. Bu çalışma: özne ve ben arasındaki ayrımı Levinas'ın konu ettiği haliyle ahlaktan farklı olarak sorumluluk hali içinde ele alarak etik bir varoluş dolayısıyla kendinden önceki düzeninin altüst edildiğini görünür kılmaktadır. Levinas'ın görüşleri kapsamında hem ben olan hem de başka olan dört farklı küre içerisinde çalışmaya dahil edilmektedir. Söz konusu çalışmamız; giriş ve iki temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ben'in varoluşta ki ilk hali (İl ya), varolansız bir varoluş haliyle anılmaktadır. Hipostaz küresiyle ise ben'in uykudan uyanmasıyla beraber kendi varoluşunun yalnızlığındaki bulantı durumundan kaynaklı egolojik(hipostaz) varoluşun, özne olabilme yolunda emeklemesi aktarılmaktadır. Ben'in ayağı kalkarak başka olanla karşılaşmasıyla ona, tutunma da destek olan başkası ikinci bölüm içinde yer alan başkalık küresiyle detaylandırılmaktadır. Ben'in özne olma güzergahında başkalık; tüketilemez sonsuz Arzu, davete icabetin getirisi olan konuşma, başka'nın yüzünde beliren 'öldürmeyeceksin' emri ve bu emre rağmen öldürülebilir olan başkaya karşı öznenin sorumluluğu belirtilecektir. Son kertede kendini bilme halinden sıyrılan ben, başkayla karşılaşarak etik dolayısıyla gelen sorumlu özne haline devinmektedir. Son olarak yine ikinci bölüm deki adalet küresiyle ise; özne-Başka-başka özneler dolayısıyla son küre olarak anılan Adalet (Etik) küresinde ayaklar zemine sert basılacak ve başkayı bilme den gelen sevgi dolayısıyla sağlam adımlarla yürümeye gayret gösterilmektedir. Anahtar Kelimeler: Başka, Başka Özneler, Ben, Etik, Özne, Sorumluluk.Master Thesis Felsefi görünümleri açısından Kuantum Teorisinin Kopenhag yorumunda belirsizlik ilkesi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Alp, Yusuf; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu çalışmamızın konusu felsefi görünümleri açısından kuantum teorisi Kopenhag yorumunda belirsizlik ilkesidir. Bu çalışmada, klasik fiziğin çıkmazlarından yola çıkarak kuantum fiziği ile birlikte işlerlik kazanan kimi felsefi konuları Heisenberg'in belirsizlik ilkesi bağlamında konu edineceğiz. Bu çalışmamızdaki amaç, klasik fizik kavramlarını, kuantum fiziğinin ortaya çıkmasıyla birlikte nasıl bir anlamsal değişikliğine uğradığını felsefi bir dille izah etmektir. Çalışmamızda klasik fiziğin yetersiz kalması ile birlikte gelişen kuantum fiziğinin genel bir çerçevesi çizilmiştir. Bunun yanında kuantum fiziğinde ortaya çıkan temel bazı kavramlar fizik ve felsefe açısından tanımlanarak bu kavramların felsefi analizi yapılmıştır. Bunun yanında belirsizlik ilkesinin ortaya çıkmasıyla birlikte klasik fizik için geçerli bazı postulatların temelden değiştiğini irdelenmiştir. Kuantum teorisinin oluşma süreci hem tarihsel olarak ele alınmış hem de bu çalışmalarla birlikte oluşan felsefi kavramlara değinilmiştir. Enerjinin sürekli değil kesikli olmasıyla süreksizlik, ışığın hem dalga hem parçacık yapısını taşımasıyla düalite, madde dalgalarının soyut, matematiksel ve olasılıklı yapıları ile olasılık gibi kavramlara değinilmiştir. Ayrıca bu kavramların belirsizlik ilkesi ile olan ilişkisi irdelenmiştir. Kuantum teorisinin yorumlanması sonrasında oluşan atom altı yapıların muğlaklığı sebebiyle dile getirilen belirsizliğin epistemolojik ve ontolojik temelleri tartışılmış ve belirsizlik ilkesi ana hatları ile incelenmiştir. Bunula birlikte kuantum fiziğinin gözlem ve deneyin bir bütün olarak ele alınmasıyla oluşan gözlemcinin rolüne değinilmiştir. Dülitenin ortaya çıkması ile birlikte gerçekliğin tamamlayıcılık ilkesi ile izahı tanımlanmış ve yine belirsizliğin sebep olduğu gerçekliğin paralel evrenlerde nasıl izah edildiği ana hatlarıyla irdelenmiştir. Böylece kuantum fiziğinin gelişmesiyle birlikte izahı güç kavramları felsefi bir bakış açısıyla belirsizlik ilkesi ışığında tanımlayarak irdeleyeceğiz.Master Thesis Foucault'nun etik anlayışında "Parrhesia" kavramı(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) İçten, Kemal; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu tez çalışmasının temel amacı, ilk olarak Euripides'in metinlerinde ortaya çıkan parrhesia kavramının özelde Foucault'un hakikati söyleme kavramsallaştırması üzerinde bıraktığı tarihsel değişimlerini incelemektir. Parrhesia, bir kişinin hakikati bilebilmek için kendisine dair hakikati bilmesi gerekliliğini dile getirerek doğru söyleme cesaretinin sergilenmesi gerekliliğini vurgulayan bir kavramdır. Dolayısıyla parrhesia kavramı çerçevesinde parhessia'nın kavramsal ve anlamsal çözümlemesi yapılıp Foucault'nun etik anlayışının tüm temas kollarını detaylandırabilmek adına Antik Yunan filozofları esas alınarak inceleme yapılmıştır. Tez çalışmamızın birinci bölümünde Foucault'nun Doğruyu Söylemek ve Hakikat Cesareti adlı eserlerini ön plana alarak ortaya koymuş olduğu hakikat bilgisi ve hakikat konuşmacısının hangi özelliklere sahip olduğu açıklanmıştır. Parrhesia'nın kavramsal ve anlamsal analizini içeren bu bölüm içerisinde Foucault çizgisinde bir parrhesiastes örneği olarak Sokrates örneklendirilmiştir. Sokrates örneği üzerinden bir Parrhesiastes'ın ne gibi risklerle karşılaşabileceği irdelenmiştir. Sokrates'in Savunması eserinden yola çıkılarak Antik Yunan felsefesinde bir Parrhesiastes örneği olarak gösterilen Sokrates'in neden politikaya girmeyi reddettiğini veya politikaya girmiş olması durumunda ne tür risklerin olabileceği geniş bir perspektifle sunulmuş ve siyasi Parrhessia'nın göstergeleri Foucault'nun bakış açısıyla değerlendirmek hedeflenmiştir. İkinci bölümde ise Parrhesia'nın etik düzleminde bir ifade edilişini konu alınmış, bir hakikat pratiği olan askesis pratiklerinin parrhesia ile irtibatı kurulmaya çalışılmıştır. Yapılan bu çalışmada Kiniklerin doğru yaşam felsefesi ve Foucault'nun Kinikler üzerinden açıkladığı parhessia bakış açısı konuyu aydınlatmıştır.Master Thesis Gilles Deleuze'de anlam üretimi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Bıçak, Mutlu; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusÇalışmamız Gilles Deleuze'ün anlam ve anlam üretimine katkılarını ortaya çıkarmanın yanında aynı zamanda anlam üretimini Deleuzeyen bir yaklaşım ile açımlamak amacını taşımaktadır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında çalışmamızın metodolojisi ortaya konularak içerikte ele aldığımız kavramların analizi yapılmaktadır. Birinci bölümde dünyaya dâhil olmamızı sağlayan, dünya ile aramızdaki yeri tutan göstergeler kavramı, gösterge türleri ve duyarlılık ilişkisi Deleuzyen bir bakış açısıyla ele alınmıştır. İkinci bölüm anlam üretiminde önemli bir yeri olduğunu düşündüğümüz olay kavramı ve olayı oluşturan bileşenler ele alınmış, olayın neviyatı, zaman ile olan ilişkisi incelenmiş, olaya davet etmenin ve olayın anlam üretiminde başa gelen olarak önemi ortaya konmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde bir ifade aracı olarak dil, dilin imkânları ve olayın açımlanmasında aldığı konum itibariyle anlam üretimi ile ilişkisi tartışılmıştır. Deleuze'ün anlam üretimine bakışı, anlamın arayış bakımından oluşa gelişi ve diğer bölümlerdeki kavramlarla anlam üretiminin ilişkisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Deleuze'ün anlam üretimine bakışı konusunda ulaştığımız sonuç ise; olayı açan şey neyse ve olayın açıldığı yer nereyse bedensiz organ olarak anlamın oradan doğabilme imkânlılığına sahip olabildiğidir.Master Thesis Gilles Deleuze'de sanat ve sanatın kavramlarla ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Altekin, Mehmet; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusDeleuze'ün estetik düşüncelerinden hareketle sanatı bir bilme ve kavrama biçimi olarak ortaya koymaya çalıştığımız bu çalışmada başta Deleuzecü edebiyat ve dil anlayışından hareketle felsefenin dünyayı kavramsal açıdan açımlayıp anlamlandırma çabasına benzer bir çabanın yazınla icat edilen üsluplarla ve dil biçimleriyle de mümkün olabildiğini ve bu çerçevede sanatçının ve edebiyatçının kurmacasında yeni dünya ve birey durumlarını yaratırken düşünürün kavramını icat ettiği doğa ve toplumsal alanı paylaştığından, felsefenin kavramsal ve mantıksal işinin yazın cephesinden farklı bir boyutunu ortaya koyduğunu gösterdik.Aynı şekilde sanatın durumları, algıları ve nesnel gerçekliği duyumsama düzeyinde yeniden var ederken; kompoze ettiği faklı nesneleri, güçleri, doğa durumlarını ve toplumsal yaşamı bir araya getirme ve uyumlulaştırma işleminde yine sanatçının kompozisyonla ortaya koyduğu işleminin düşünürün kavramsal çabasıyla ortak yanlarını sergiledik.Dolayısıyla birinci bölümde göstergenin ve edebiyatın bir iz ya da nesnel gerçeğin bir yansıması olmadığını bunu alımlayan bireyin ve sanatçının gerçek bir deneyim olarak göstergeleri bir felsefeci ve bilimci olarak tanımlayıp dönüştürebildiğini bu dönüştürme işinin yeni kavrama ve algılama biçimlerini yarattığını da gösterdik. İkinci bölümde ise duyumsamanın pasif bir şekilde yapılmadığını duyumsayan bireyin duyumsanan dünyanın güçleriyle etkin bir ilişki içerinde deney yaptığını bu deneyler sonunda ortaya konan sanat eserlerinin kompozisyon işlemi, yine ortak toplumsal alan ve algılama düzeyinin içinden yapıldığı için felsefeninki gibi kavramsal olmayan ama kavramın imal ediliş biçimine benzerliğini ve bağlantısı ortaya koyduk. Felsefede bir kavram icat etmek için kavramı oluşturacak sorunların, algılama ve anlama tarzlarının bir araya getirilip yeninden formüle edilmesi bir düzenleme ve kompoze işini gerektirirken, sanatçının duyumsanan dünyanın yeni bir görüsünü ve algılanmasını yaratmaya çalışırken aynı şekilde birbirinden faklı malzeme, gösterge ve imajı kompozisyonda birleştirdiğini ve bu iki işlemin ortak bir soyutlama ve deneyimleme alanında gerçekleştiğini ortaya koyduk.Master Thesis Halil Cibran'da varoluşçu temalar(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Çiçek, Mehmet Selim; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu çalışmanın amacı, Halil Cibran'ın varoluşçu temalarla ilişkisini ortaya koymaktır. Halil Cibran eserlerinde; varoluşçu temalardan insan ve doğasını, yalnızlığı, kaygı ve umudu, özgürlüğü, ölümü, ruhu ile varoluş pratiklerden aşk ve sevgiyi, delilik, sanat, müzik ve resim, edebiyat ve şiiri, din, anne ve kadın gibi varoluşçu literatürde yaygın olarak karşımıza çıkan kavramları sanatsal bir yaklaşımla ele almakta ve bu konulardaki görüşlerini açıkça dile getirmektedir. Cibran'a göre varoluş bir bütünlük olarak vardır ve bu varoluş hali yanı başımızda durmaktadır. Bu bazen insanın doğasını oluşturan bir nitelik, yalnızlık gibi; bazen gelecek kaygısını barındıran umut sözcüğü, bazen de insanı sarıp sarmalayan ruh halinde ortaya çıkabilir. Baktıklarımız ya da gördüklerimiz yaşadıklarımızın ve varoluşumuzun tezahürüdür. Yukarıda ana hatlarını çizdiğimiz giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Varoluşçuluk ile Cibran'ın Varoluş Düşüncesiyle İlişkisi konuları, ikinci bölümünde Cibran'ın ele aldığı varoluşçu temaları ele alınacak. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise insanın varoluşunda pratikliği ele alan unsurlar ve o unsurlardaki varoluş çizgisi üzerinde önemle durulacaktır.Master Thesis Hannah Arendt'in siyasal düşüncesinde iktidar ve siyasal şiddet ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Begeç, Veli; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusHannah Arendt, Hitler Almanya'sında yaşamış bir Yahudi olarak şiddetin gerçek yüzünü yaşamıştır. Bu nedenle şiddeti meşru görmesi mümkün değildir. Arendt'in felsefesi karşılıklı saygıya ve herkesin kendini ifade edebileceği özgür ortamlara dayanan bir zeminde gelişmiştir. Dolayısıyla Antik Yunan siyasal yaşantısı Arendt'in özlem duyduğu bir temeldir. Çünkü orada insanlar konuşarak ve eylemde bulunarak kendini ifade edebiliyorlardı. Nitekim Arendt şiddeti konuşma güçsüzlüğü olarak tanımlayacak ve ona göre şiddet dilsizdir. Bu çalışmanın amacı, Hannah Arendt'in şiddet kavramsallaştırmasından yola çıkarak şiddetin iktidar ve siyasalla olan ilişkisini ele alıp çözümlemektir. Şiddet teması, tarihsel anlamda güncelliğini korumakla birlikte siyasal alanla olan ilişkisi hep tartışma konusu olmuştur. Arendt de şiddet temasını şiddet-iktidar, şiddet-otorite, şiddet-savaş gibi temalar üzerinden karşılaştırmalı olarak ele alır. Çünkü şiddet, modern dünyada normal bir olgu olarak kabul edildiği için kitle toplumlarının oluşmasına neden olmuştur. Bu anlamda şiddet yaşamın gerçekleri gibi algılanır. Bütün bunlar bağlamında Arendt'in felsefi görüşleri temel alınarak siyasal iktidarın şiddeti tekeline alıp meşrulaştırmaya çalışması incelenecektir.Master Thesis İbn Rüşd'ün felsefesinde hayal(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Şahin, Yağmur; Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunusİbn Rüşd, eserlerinde bilim, tıp, hukuk, edebiyat, din, psikoloji ve felsefe gibi döneminde yaygın olarak karşımıza çıkan bilim dallarını ele almakta ve bu alanlardaki görüşlerini dile getirmektedir.Bu çalışmanın amacı İbn Rüşd'ün felsefesinde hayalin diğer idrâk güçleriyle olan ilişkisini incelemektir. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde hayalin tanımı ele alındı.Hayalin nefs ve beden ile olan ilişkisi üzerine akıl yürütmeler yapılarak nefsin hayale kaynaklık ettiği incelendi. Nitekim İbn Rüşd'e göre de nefs bütün ilimlerin kaynağıdır. Buna göre nefs bütün ilimlere ve dolayısıyla hayale kaynaklık etmektedir. İnsanın vazgeçilmez br parçası olan hayal nefsin ve bedenin bütünlüğü ile şekillenmektedir. Hayal, nefsin çoğu zaman harekete geçmesinde etkili olurken bedenin de algıladığı verileri depolamaktadır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise İbn Rüşd'ün felsefesinde idrâk güçlerinden biri olan hayal gücü ve bu kavramın oluşum safhaları incelenmiştir. Böylece İbn Rüşd'ün, insan idrâkine konu olan nesnelerin farklı suretlerinden hareketle hayale nasıl ulaştığını tespit etmeye çalıştık. İbn Rüşd'e göre nesnelerin biri heyûlânî/maddi diğeri akıl edilir olmak üzere iki sureti bulunur. Duyularla nesneye ait arazlar idrâk edilir. Bunların bazısı yalnızca bir duyuyla algılanırken bazısı birden çok duyunun ortaklaşa duyumsamasıyla ilk basamağı teşkil eder. Bunun sonrasında ise duyu güçleri algılarının ortak duyuda meydana gelen yansımalarının nesneden bağımsız bir suret ve imge haline getirmesini sağlayarak hayal gücü devreye girer.Bu aşamada artık özne ile nesne bir arada olmadığı halde nesnenin bağımsız sureti öznenin hayal gücünde yer alır. Ona göre hayal, epistemolojiye katkıda bulunan önemli bir safhadır.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »