Browsing by Author "Cengiz, Yunus"
Now showing 1 - 20 of 41
- Results Per Page
- Sort Options
Article Kâdî Abdülcebbâr’ın Bilgi Sisteminde Algı-Akıl İlişkisi(2011) Cengiz, YunusBu yazının amacı, Kâdî Abdülcebbâr’ın bilgi sistematiği açısından önem arz eden akıl ve algı kavramları arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Akılcı yaklaşımıyla bilinen Mu’tezile ekolüne mensup bir düşünür olan Kâdî Abdülcebbâr’a göre akıl, bir yeti veya cevher değil insanın bilinçli eylemlerini ve düşünsel çıkarımlarını sağlayan ilkeler düzeyindeki bilgilerdir. Kâdî, insanın herhangi bir bilgiye doğuştan sahip olduğunu kabul etmez. Ona göre akıl dahil tüm bilgiler ampirik tecrübeyle oluşur. Her bilgi zaman bakımından algıyla başlasa da bu bilgilerin test edilmesi akıl ile mümkün olur. Kâdî Abdülcebbâr bu tutumuyla akıl ve algı arasındaki döngüsel süreçte akla yargıç olmak gibi bir misyon yüklerArticle The Approach of Kalām to the Physical Universe: Schools and Breaks(Anadolu İlahiyat Akademisi, 2023) Cengiz, YunusKelâmcılar, sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren fiziksel evrenle daha fazla ilgilenmişler ve daha önce gündemlerinde olmayan cisim, hareket, durağanlık ve değişim gibi konularda teoriler ortaya koymuşlardır. Kelâm ekollerinin fizik yaklaşımları birbirlerinden farklı olduğu gibi farklı dönemlerdeki fizik hakkında düşünme tarzları da farklıdır. Bu çalışmanın amacı kelâmcıların fiziksel evrene yaklaşımlarını tespit etmektir. Bu bağlamda, kelâmcıların beş farklı yaklaşımının olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi araz taraftarlarıdır. Evrenin arazlardan meydana geldiğini savunan bu yaklaşım cisimlerin bütünlüklü yapılar olarak görülmesinin zihnimizin eseri olduğunu savunur. İkincisi tabiatçı kelâmcılardır. Nazzâm, Câhız ve Sümâme bu yaklaşımı savunan kelâmcılardır. Onların ortak özelliği cisimlerin tabiatlarını kabul etmeleridir. Bu yaklaşıma göre cisimler başka bir müdahaleye gerek kalmaksızın tabiatlarına uygun bir şekilde davranmak zorundadır. Nazzâm, bu yaklaşıma uygun bir teori geliştirmiş ve teorisini tecrübelerle desteklemeye çalışmıştır. Atomculuğu reddeden Nazzâm cisimlerin karşıt bileşenlerden oluştuğunu ve onların sürekli hareket halinde olmalarını sağlayan iç dinamizme sahip olduklarını ısrarla söyler. Câhız ise hayvanların doğasını ve hareketlerini öğrenmek için çokça gözlem yapmanın yanı sıra birtakım deneyler yapmıştır. Kelâmın fizikle ilgili üçüncü yaklaşımın sahipleri ise atomcu kelâmcılardır. Atomculuk kelâmda en yaygın fizik yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre cisimler sonsuza kadar bölünmez. Evren parçalanmayan parçacıklardan oluşur. Bu yaklaşım atomlar arasında boşlukların olduğunu ısrarla savunur. Bu düşüncelerini savunmak için birtakım örnekler veren atomcu kelâmcılar, cisimlerin tabiata sahip olduğunu kabul etmezler. Bunun yerine evreni açıklamak için itme gücü (i‘timâd) teorisini geliştirmişlerdir. Dördüncü yaklaşımın sahipleri ise hem atomcu hem tabiatçı kelâmcılardır. Ebu’l-Kâsım el-Ka‘bî’nin başını çektiği bu yaklaşım, evrenin atomlardan oluştuğunu ve her cismin bir tabiatının olduğunu savunur. Bu yaklaşım evrende boşluğun olmadığını söyler ve bu düşüncesini birçok tikel fenomeni izah ederek ispatlamaya çalışır. Beşinci yaklaşım ise Aristoteles’in dört neden nazariyesiyle fiziksel evreni değerlendiren kelâmcılardır. Gazâlî sonrasında Eş‘arî kelâmcılar, Aristoteles’in fiziğinin temelini teşkil eden dört neden nazariyesini kelâmî tezleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Makalede bunu başarmak için ne tür yöntemlerin takip ettiği ele alınmaktadır.Master Thesis İbnü'l-Arabî'nin ontolojik düşüncelerinin resim sanatına yansımaları(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Ekinci, Şuheda; Cengiz, Yunusİslâm mutasavvıfı İbnü'l-Arabî'nin metafiziğe dair belirlemelerini açıklarken kullandığı sembolik kavramlar, birçok resim sanatçısı tarafından resme yansıtılmış ve bu semboller bir sanat dili oluşturmuştur. İbnü'l-Arabî düşüncelerini açıklarken belli sembollere başvurmuş ve bu durum birçok resim sanatçısının bu semboller vasıtasıyla evrene ve Tanrı'ya dair düşüncelerini ifadelendirdiği bir vasıta olabilmiştir. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde mistisizmin özelde resim sanatı olmak üzere sanat üzerindeki etkileri kısmi de olsa incelenmiş, çalışmamızın metodolojisi belirtilmiş ve İbnü'l-Arabî'nin ontolojik düşüncelerini açıklarken başvurduğu sembolik kavramlar açıklanmıştır. Birinci bölümde İslâm Tasavvufunun resim sanatına etkileri ele alınmıştır. Her ne kadar İslâm dininde tasvir yasağı gibi bir problem güncelliğini koruyor olsa da, tasavvufun varlığı ele alış biçimi ve varlığı ifadelendirme arzusu bu tasvir problemini büyük oranda delebilmiştir. İkinci bölümde ise İbnü'l-Arabî felsefesinin tasavvuftaki yeri ele alınmıştır. İbnü'l-Arabî'nin varlık modelini oluştururken kullanmış olduğu Ayna, harf, su, nur sembolleri ve genel anlamda varlığı Vahdet-i vücûd çerçevesinde ele alış biçimi Jason Seife, Khaled Saai, Erol Akyavaş, Anila Quayyum Ağa, Soheila Esfahani, Monir Shahroudy Farmanfarmaia, Dana Awartani, Maimouna Gurresi, Dieogo De Moya gibi resim sanatının modern soyutlama biçimlerini kullanan resim sanatçılarına ilham kaynağı olabilmiştir.Article Câhız’da Duyumsamanın Öznel Karakteri /Subjective Character of Sensation in al-Jahiz(2021) Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunushttps://www.sabahulkesi.com/2021/01/19/cahizda-duyumsamanin-oeznel-karakteri/Book Part Kötülüğün Soykütüğüne Fahreddin er-Râzî’nin Katkısı(2021) Cengiz, YunusFahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) kötülük sorunuyla ilgili genişçe tartışmaların yapıldığı bir mirası devraldı. Bu mirasın içinde Mu‘tezile’nin adalet eksenindeki hummalı düşünsel üretiminden tutun da İbn Sînâ’nın (ö. 428/1037) inayet bağlamındaki çözümlerine varıncaya dek hatta bizzat Fahreddin er-Râzî’nin de içinde yer aldığı Eş‘arîlerin ve Mâtürîdîlerin de katkısı dahil birçok ekolün ve düşünürün çabası vardır. Bütün bunlarla beraber kötülük sorunuyla ilgili olarak Fahreddin er-Râzî’yle birlikte tartışmaların durmaya başladığını ya da genel ve sistematik bir dile kavuştuğunu da söyleyemeyiz. Tam aksine onun eserlerinde Mu‘tezilî, felsefî ve Eş‘arî kavram, yöntem ve yaklaşımların ayrıntılı olarak tahkik işlemine tutulduğunu görmekteyiz. Bu çalışmanın amacı kötülüğün sorunsallaştırması konusunda Fahreddin er-Râzî’nin sağladı katkıyı ortaya koymaktır. Bu yaparken bir taraftan Fahreddin er-Râzî’nin kendi geleneği ile ilişkisini, bir taraftan da metinlerinde sıkça irdelediği Mu‘tezile ve İbn Sînâcılıkla olan diyalektiğini irdelemeye çalışacağız. Böylece onun sözü edilen iki ekolden tahsil ettiği kavram, düşünce ve teknikleri saptama imkânı buluruz. Dahası, edinilen bu tekniklerin onun düşüncesinde meydana getirdiği değişiklikleri izleme fırsatı da buluruz.Article “Oluşun Akıl ve Ahlak Ötesi Hali: Mevlânâ’da Özgürleşme Ya Da Kendini Aşma Pratiği Olarak Fenâ”(2021) Cengiz, YunusGökdağ, Kamuran; Cengiz, Yunus, “Oluşun Akıl ve Ahlak Ötesi Hali: Mevlânâ’da Özgürleşme Ya Da Kendini Aşma Pratiği Olarak Fenâ”Article “Osmanlı Medrese Geleneğinde Bir Varlık Alanı Olarak Dil: Mollâ Câmî ve Hâşiyelerinde Grameri Aşma Çabası”,(2015) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Osmanlı Medrese Geleneğinde Bir Varlık Alanı Olarak Dil: Mollâ Câmî ve Hâşiyelerinde Grameri Aşma Çabası”, Mukaddime, 6/1 (2015), s. 48-77.Book “Dokuzuncu Yüzyıl Müslümanlarında (B)ilim Aşkı ve Zihin felsefesi Açısından Değerlendirilmesi”(2019) Cengiz, Yunus“Bilgi sana kendinden bir şey vermez, sen tümüyle kendini ona vermedikçe. Kendini tümüyle ona verdiğinde bile; belki, sana kendinden bir şey verir, emin olmasan da” (Câhız’ın aktarmasıyla Nazzâm) Fuat Sezgin İslam’da Bilim ve Teknik eserinde her zaman olmasa da bazı bölümlerin başına Müslüman bilim adamlarından dikkat çekici ve bilime duyulan aşk ve heyecanın ortak kesenleri olduğu bir söz koymayı tercih eder. Bu bağlamda Astronomi bölümü için İbn Heysem’den (ö. 432/1041), denizcilik bölümü için İbn Mâcid’ten (ö. 9. yy/15. yy) ve tıp bölümü için İbn Rüşd’ten (ö. 595/1298) bir söze yer verir. Aynen bu şekilde, coğrafya bölümü için de Nazzâm’ın yukarıda verilen ve Câhız tarafından aktarılan sözünü motto bir özdeyiş olarak bölümün girişine koyar. Fuat Sezgin böyle bir tercihte bulunmakla muhtemelen Müslüman bilim adamlarını bilim yapmaya teşvik eden bilgisel ve psikolojik saiki vurgulamak istemenin yanı sıra aslında kendi heyecanını da ortaya koymaktadır. Zira kabul edilir ki bir sözün bir bölümün girişine tam da bir sayfanın ortasına bir motto olarak konulması bir yazarın düşüncelerini harfler üzerine dizmesinden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle bir motto sadece yazılı bir metin değildir, aynı zamanda görseldirler ve metnin ana düşüncesine işaret edenden çok daha fazlasıdır. Mottolar okuyucusundan kendilerini vurgulu bir şekilde okumayı temenni ettikleri için görsel olmanın yanı sıra aynı zamanda duyumsaldırlar ve ritmik bir okuyuşa olanak verirler. Mottolar böylece bulunduğu mekan itibariyle tabii olarak hem yazarın hem de okuyucunun duygularının değişmesini ve olayın tekrar yaşatılamasını sağlamak arzusunda olurlar. Zaten genelde mottoların teşvik ve duygu içerikli olmalarının nedenini de burada aramak gerekir. Yukarıdaki alıntıyı bir motto olarak vermek açısından Fuat Sezgin yalnız değildir. İslam düşüncesinde bilginin gelişim seyrini ortaya koymak gayesiyle Franz Rosenthal tarafından hazırlanan Knowledge Triumphant eserinde de (Bu eser Sezgin’in eserinden önce yazılmıştır) kitabın başına konulur. Sezgin’den farklı olarak Rosenthal, bu mottonun hem Arapçasını ve farklı okuma şekillerini hem de hangi eserlerde geçtiğini dipnotta vermeyi ihmal etmez. Nazzâm’ın eserleri günümüze ulaşmadığı için bu mottoyu onun eserlerinde bulmak olanaksız olarak durmaktadır. Ancak düşüncelerini önemli oranda kendisinden öğrendiğimiz Câhız’ın eserlerinde her ne kadar bu sözü çağrıştıracak ifadeler varsa da bu metin aynısıyla onun eserlerinde yer almaz. Rosenthal’ın işaret ettiği gibi, daha sonra kaleme alınan birçok eserde Câhız’ın aktarımına işaret etmek suretiyle Nazzâm’a nispet edilerek bu metin verilmektedir. Bu çalışmada yukarıda verdiğimiz metnin hem tarihsel bağlamdaki karşılığını hem de sözün sahibi olan Nazzâm ve onun takipçisi ve aktarımcısı Câhız’ın düşüncesindeki karşılığını ele almak istiyoruz. Böylece bu sözün bir slogan olmanın da ötesinde Nazzâm ve Câhız’ın zihin felsefesi açısından tutarlı bir karşılığı olduğunu ortaya koymaya niyetindeyiz. Bunu yaparken açıkçası Câhız ve Nazzâm’ı çok da birbirinden ayırt etme niyetinde değiliz. Çünkü Câhız’ın bir aktarımcı olarak Nâzzâm’la ilişkisi sözü salt aktaran bir mevkide değildir. Genel olarak sözü yeniden üreten ve formüle eden bir konumdadır. Hatta çoğu zaman Nazzâm’la olan ilişkisi Platon ve Socrates arasındaki ilişki gibi görünmektedir. Dolayısıyla konu edindiğimiz mottonun sahibi Nazzâm olsa da onun aynı zamanda Câhız tarafında da paylaşıldığını hatta belki de tekrar formüle edildiğini tahmin edebiliriz.Conference Object Nefs Çözümlemesi Açısından Fahreddin Razi'nin İbn Sina ile İlişkisi(2014) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusFahreddin er-Razi, İbn Sina Nefs çözümlemesiMaster Thesis Jean Paul Sartre'da bilinç ve hiçlik ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Sürer, Gamze Danış; Cengiz, YunusFransız düşünür Jean Paul Sartre, varoluş felsefesini savunmaktadır. Sartre ve diğer varoluşçu filozoflar açısından birey felsefenin merkezinde yer alır. Varoluşçu felsefede olduğu gibi Sartre felsefesinde de ana tema bireyin varoluşudur. Bu çalışmanın amacı, Sartre felsefesinde varoluş sürecinde yer alan bilinç ve hiçlik kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamaktır. Sartre'a göre birey olabilmenin yolu bireyin kendi varoluşunu gerçekleştirmesinden geçer. Birey dünyaya atılmışlığını, terk edilmişliğini kavrayarak olumsallığını idrak eder. Olumsallığıyla yüzleşen birey bunu sahip olduğu bilinci aracılığıyla idrak eder. Bilinci sayesinde tamamlanmamış olan birey, bu eksikliği sayesinde özgürdür. Özgür olarak var olan insan kendi varoluşunu kendi kararları ve seçimleri doğrultusunda gerçekleştirir. Bu özgürlük, o varoluşa geldiği andan itibaren ona eşlik ederek onun varlık yapısını oluşturur. Birey, varlığında taşıdığı eksiklik yani hiçlik sayesinde özgürdür. Bilinçli varlık kendi varoluşunu hiçleyerek özgürlüğünü pekiştirir. Bilinçli varlık olarak kendi-için kendi varoluşunu hiçleme aracılığıyla gerçekleştirir. Nitekim özgürlük ve hiçlik bilinçli varlığın yapısına dönüşerek ona varoluş sürecinde eşlik eder. Dolayısıyla hiçlikten bahsederken bilinçten ve bilincin özgürlüğünden bahsetmiş oluruz. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Sartre'ın ontolojisinde yer alan bilincin kaynakları ele alındı. Sartre ontolojisinde bilincin ana kaynağı olarak hiçlik karşımıza çıkmaktadır. Hiçlik, bilinçli varlığa özgürlüğünü kazandıran ve bu özgürlük sayesinde varoluşuna sınırsız imkânlar sunan yapı olarak karşımıza çıkar. Bilinçli varlık varoluşunda bulundurduğu hiçlik aracılığıyla özgürdür ve bu sayede özgürce seçimlerde bulunur. Böylelikle bilinç de kendi özgür varoluşunu gerçekleştirme serüvenini başlatmış olur. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise bilinçli varlığın kendi varoluş süreci, bilincin hiçleştirme özelliği üzerinden ele alınacaktır. Sartre'a göre bilinçli varlık kendi varoluşunu gerçekleştirme sürecinde kendini hiçler. Bu hiçleme de sahip olduğu özgürlüğü aracılığıyla gerçekleşir. Bilinçli varlık, kendi varlığını hiçleyerek ne ise o olmaktan kurtulur. Böylece daima kendi imkânlarının ötesine geçer ve kendi varoluş sürecini kendini hiçleyerek gerçekleştirir. Bu şekilde bilinçli varlık, kendi gerçekliğini oluşturma olanağına sahip olur.Master Thesis Levinas felsefesinde etik ve dil ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Tekin, Osman; Cengiz, YunusFelsefi bir disiplin olan etik üzerine Antik Yunan'dan günümüze kadar çalışmalar yapılmıştır. Emmanuel Levinas, bu çalışmaların ontoloji merkezli olduğunu belirtmektedir. Levinas'a göre varlığı merkeze alan bir etik, başkasını/ötekini ötelemekte ve dışarda bırakmaktadır. Bu sebeple o, başkasının/ötekinin varlığa öncel olduğu bir etik anlayış geliştirmek istemiştir. Levinas etiğinde başkası/öteki varlıktan öncel bir durumla karşımıza çıkar. Varlık ontolojik egemenliğinden çıkarılıpbaşkasından/ötekinden sorumlu bir halde getirilmiştir. Bu etik anlayışı incelediğimiz çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Levinas'ın ontolojik batı felsefesi eleştirisini, etik anlayışını açıklamaya çalıştık. Levinas'ın eleştirileri, genelde düşünceyi varlık eksenli gören felsefi geleneğe yöneliktir. Bu eleştirilerin odağında Martin Heidegger'in olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca Levinas etiğe giden yolda Husserl ve Fenomenolojisinden hem yararlanmış hem de bu alana da eleştiriler yapmıştır. Onun fenomenolojik imajları, ben'i merkeze alan değil aksine başkasını/ötekini ben'e öncel kılacak alıştırmalardır. Levinas etiği, varlığın merkezde olduğu, başkayı/ötekini dışarda tutan bir anlayışın aksine başkasının/ötekinin ben'e öncel olduğu bir anlayıştır. Birinci bölümdeki amacımız Levinas'ın bu etiğini ayrıntılarıyla irdelemek ve açıklamak değil etiğin dil ile ilişkisini izah etmeye yarayacak kadar bir ön hazırlık yapmaktır. İkinci bölümünde Levinas etiğinin dil ile olan ilişkisini açıklama yoluna gittik. Dil, Levinas'ta iki cihetle karşımıza çıkar. İlkiontolojinin bir kipi olan 'söylenen'dir. 'Söylenen' varlığın dili olarak başkasını/ötekini, ben'e temellük edici bir tavır sergiler. İkincisi ve esas anlamıyla dil, Levinas'ta özellikle başkasından gelen 'söyleme' ise etik ilişkiyi başlatan bir özellik sergilemektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde dilin bu iki ciheti üzerinde durup dilin etikteki anlam ve önemini ele aldık. Bu ana eksenle birlikte etik, dil, anlam; etik, dil, arzu; etik, dil, sanat gibi üçgenler çizipfarklı açılardan etik ve dil ilişkisinin önemini açıklamaya çalıştık.Book Part Teklif ve İnşa Arasında Mâtürîdî’nin Etik Yaklaşımı(2018) Cengiz, YunusBir inşa etiği ortaya koymak açısından Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin (ö. 333/944) ayrı bir yeri vardır. Mâtürîdî, etik inşaya dair düşüncelerini çoğu zaman dağınık ve detaydan uzak da olsa, hem kelâma dair yazdığı Kitâbü’t-Tevhîd adlı eserinde hem de hacimli tefsiri Te’vîlâtü’l-Kur’ân’da ortaya koymuştur. İnsanın bir doğasının olduğunu ve doğanın hayat süreci içerisinde akılla çatıştığını, ancak insanın başta var olan doğayı eğitim yoluyla farklı bir yöne evirebileceğini; acelecilik, cimrilik ve zevklere düşkünlük gibi eğilimlerden kurtulabileceğini; sabır, şükür, cömertlik ve doğruluk gibi değerleri alışkanlık haline getirebileceğini söylemiştir. Ancak unutmamak gerekir ki aynı eserlerinde o, tıpkı diğer kelâmcılar gibi tikel bir eylemin hangi sâiklerle ve güçlerle meydana geldiğini, onların nasıl değerlendirileceğini ve imtihan sürecinde olan insanın yükümlülükler karşısında göstereceği ihtiyarı da ele almıştır. Dolayısıyla esasında yükümlük etiğinin tüm kodlarına sahip olan bir yaklaşım da göstermiştir. Mâtürîdî’nin etik yaklaşımını konu edindiğimiz bu çalışmada onun her iki yaklaşım arasında yer aldığını ya da her ikisine (inşa etiği ve teklif etiği) de sahip olduğunu göstermeye çalışmaktayız. Bunu yaparken Mâtürîdî’nin eklektik bir tarza sahip olduğunu söylemek istemiyoruz, zira onun düşüncesinde bir taraftan inşa etiği yaklaşımında gördüğümüz “doğa”, “alışkanlık” gibi kavramlar kelâmî paradigmaya uygun hâle getirilmiş diğer taraftan kelâmcıların sıklıkla dile getirdikleri “kudret”, “beden” ve “ihtiyar” konuları etiğin inşasını izah etmeye uygun hâle getirilmiştir. Böylece kelâm paradigması içinde kalınarak etik inşa yaklaşımı gösterilmiştir.Book Part “Yazı ve Bilinçdışı: Arzuya Olumsallık Katmak”(2019) Cengiz, YunusDeleuze, bu sırrı ifşa etmek için yazının ölümünü ilan etti. Ama aslında can çekiştiğini söylememiz gerekir. Hâlâ bir ümit var. Ümit yazıdan başkası değildir. İşaret etmeyen, düşüncelerin sesler üzerine dizilmesinden ibaret olmayan, görsel kullanmasa da içindeki canlı imleriyle görsel bir şölen oluşturup da sonsuz ufka doğru hayaller oluşturan; müzikal eşlik etmese de boydan boya ritmik hareketleri derinden derine hissedilen, işaret etmese bile hem yazar için hem okuyan için anlamın ufkunu ortaya koyan olumsal bir alanı dolayımlayan yazılar yazmak… Belki de yapılması gereken bu. Dahası da var. Yazıyı can çekişmekten kurtarmanın yolu arzuyu konuşmaktan geçer. Bir eksikliği tamamlamak üzere kendisini gösteren bir arzudan işlem olmaktan başka ne beklenebilir ki. Bu eksiklik socius’un sahip olduğu arzu makinelerinin ürettiği eksiklikten başka kimin saptaması olabilir ki. Eğer fantezi değilse arzunun konusu kemal değildir, arzunun kendisidir, bitimsizce kendisinin sürdürülmesidir, ufka doğru sonsuzcasına…Conference Object “Kelâm Geleneğinde Bilginin Jeneolojisi: “Nazar”ın Değişen Karakteri Üzerine”(2018) Kılıç, Muhammet Fatih; Cengiz, YunusHer gelenek gibi İslam düşünce geleneği de oluşmaya başladığı ilk yüzyıllardan beri çevresel, tarihsel ve toplumsal saiklerle değişime uğramış ve farklı dönemlerde farklı veçheler kazanmıştır. Müslümanların düşünce haritasına bakıldığında kelâmî birer ekol olan Mu‘tezile, Eş‘arilik, Mâtürîdîlik Şia vb. ekollerin entelektüel, siyasi ya da dini açıdan canlı birer aktör olarak göründüğü anlaşılmaktadır. Bu da kelâmî düşünüşteki değişimi ele almanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Temelde İslam inancını ve temel değerlerini kuramsal bir mahiyet içinde özelde Müslümanlara, genelde ise tüm insanlığa ifade etmek gibi bir rol üslenen kelâm, hem bu rolünden dolayı hem de gelişen koşullardan dolayı ilk haliyle kalmamıştır. Bu bildirinin amacı kelâm bilgi sisteminin işlemesini sağlayan ve nazar olarak ifade edilen akıl yürütmenin değişen tabiatı üzerinden bu gelenekteki bilginin jeneolojisini (soykütük) ortaya koymaktır. Bildiride kelâmcıların argümantasyonda bulunurken müşahhas olan evren ve evrendeki olaylar yerine gittikçe bunların mantıksal görünümlerini esas aldıkları ortaya konmaktadır. Nitekim hem ilk dönem kelamcılarının hem de sonraki kelâmcıların nazar (akıl yürütme) için getirdiği tanımlamalar bu değişimi bize göstermektedir. Mantıksal çözümlemeler lehine meydana gelen bu gelişmeler sadece bilgisel araçların kullanımındaki değişimi değil, aynı zamanda kelâmcıların ontolojik düşünceleri ile epistemolojik düşünceleri arasında da belirgin farkın oluşması gibi esasa taalluk eden gelişmelerin de ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir.Master Thesis İbn Rüşd'ün felsefesinde hayal(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Şahin, Yağmur; Cengiz, Yunusİbn Rüşd, eserlerinde bilim, tıp, hukuk, edebiyat, din, psikoloji ve felsefe gibi döneminde yaygın olarak karşımıza çıkan bilim dallarını ele almakta ve bu alanlardaki görüşlerini dile getirmektedir.Bu çalışmanın amacı İbn Rüşd'ün felsefesinde hayalin diğer idrâk güçleriyle olan ilişkisini incelemektir. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde hayalin tanımı ele alındı.Hayalin nefs ve beden ile olan ilişkisi üzerine akıl yürütmeler yapılarak nefsin hayale kaynaklık ettiği incelendi. Nitekim İbn Rüşd'e göre de nefs bütün ilimlerin kaynağıdır. Buna göre nefs bütün ilimlere ve dolayısıyla hayale kaynaklık etmektedir. İnsanın vazgeçilmez br parçası olan hayal nefsin ve bedenin bütünlüğü ile şekillenmektedir. Hayal, nefsin çoğu zaman harekete geçmesinde etkili olurken bedenin de algıladığı verileri depolamaktadır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise İbn Rüşd'ün felsefesinde idrâk güçlerinden biri olan hayal gücü ve bu kavramın oluşum safhaları incelenmiştir. Böylece İbn Rüşd'ün, insan idrâkine konu olan nesnelerin farklı suretlerinden hareketle hayale nasıl ulaştığını tespit etmeye çalıştık. İbn Rüşd'e göre nesnelerin biri heyûlânî/maddi diğeri akıl edilir olmak üzere iki sureti bulunur. Duyularla nesneye ait arazlar idrâk edilir. Bunların bazısı yalnızca bir duyuyla algılanırken bazısı birden çok duyunun ortaklaşa duyumsamasıyla ilk basamağı teşkil eder. Bunun sonrasında ise duyu güçleri algılarının ortak duyuda meydana gelen yansımalarının nesneden bağımsız bir suret ve imge haline getirmesini sağlayarak hayal gücü devreye girer.Bu aşamada artık özne ile nesne bir arada olmadığı halde nesnenin bağımsız sureti öznenin hayal gücünde yer alır. Ona göre hayal, epistemolojiye katkıda bulunan önemli bir safhadır.Book Part 1. Cengiz, Yunus, “Manâ Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2.(2021) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Manâ Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2.Master Thesis Antik Yunan felsefesinde mutluluk düşüncesinin kaynakları(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Yücel, Reşat; Cengiz, YunusBu çalışma Antik Yunan düşüncesinde, mutluluk olgusunu din ve mitoloji bağlamında düşünürken, daha özel olarak kader düşüncesinin çeşitli veçheleri ile mutluluk anlayışı arasında doğrudan bağlar gözlemlemek üzerine kuruldu. Antik bilgelik geleneğinde bütün filozofların kesiştiği temel etik değerler üzerinde, bu değerleri kapsayan aşkın bir düşüncenin; kader düşüncesinin olduğunu göstermek, bu anlamda etik bir problematik olan "mutluluk" kavramının da kader düşüncesi ile bağlarını irdelemek için uygun bir hareket noktası oldu. Çalışmamızda arzumuz dışına çıkan her olay, olgu ve duygunun mimarı olarak işleyen etkin bir kader inancının "mutluluk nedir" sorusuna verilen cevabın imkânlarını genişleten bir öğeye dönüştüğünü keşfettik. Ayrıca antik filozofların neredeyse tamamının bir şekilde değindiği "daimon" ve "moira" kavramlarının dini bir kümeden felsefi bir kümeye nasıl tahvil edildiğini, "kader" inancının felsefi "zorunluluk" ilkesine nasıl kaynaklık ettiğini göstermeye çalıştık. Bu bağlamlar kurulurken bilgeliğin geniş anlamda düşünüldüğü Antik Yunan'ın din insanları, kahramanları, devlet büyükleri ve şairlerini de Antik Yunan etiğinin, birer mimarı olarak çalışmamıza kaynak edindik.Master Thesis Halil Cibran'da varoluşçu temalar(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Çiçek, Mehmet Selim; Cengiz, YunusBu çalışmanın amacı, Halil Cibran'ın varoluşçu temalarla ilişkisini ortaya koymaktır. Halil Cibran eserlerinde; varoluşçu temalardan insan ve doğasını, yalnızlığı, kaygı ve umudu, özgürlüğü, ölümü, ruhu ile varoluş pratiklerden aşk ve sevgiyi, delilik, sanat, müzik ve resim, edebiyat ve şiiri, din, anne ve kadın gibi varoluşçu literatürde yaygın olarak karşımıza çıkan kavramları sanatsal bir yaklaşımla ele almakta ve bu konulardaki görüşlerini açıkça dile getirmektedir. Cibran'a göre varoluş bir bütünlük olarak vardır ve bu varoluş hali yanı başımızda durmaktadır. Bu bazen insanın doğasını oluşturan bir nitelik, yalnızlık gibi; bazen gelecek kaygısını barındıran umut sözcüğü, bazen de insanı sarıp sarmalayan ruh halinde ortaya çıkabilir. Baktıklarımız ya da gördüklerimiz yaşadıklarımızın ve varoluşumuzun tezahürüdür. Yukarıda ana hatlarını çizdiğimiz giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Varoluşçuluk ile Cibran'ın Varoluş Düşüncesiyle İlişkisi konuları, ikinci bölümünde Cibran'ın ele aldığı varoluşçu temaları ele alınacak. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise insanın varoluşunda pratikliği ele alan unsurlar ve o unsurlardaki varoluş çizgisi üzerinde önemle durulacaktır.Master Thesis Gilles Deleuze'de anlam üretimi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Bıçak, Mutlu; Cengiz, YunusÇalışmamız Gilles Deleuze'ün anlam ve anlam üretimine katkılarını ortaya çıkarmanın yanında aynı zamanda anlam üretimini Deleuzeyen bir yaklaşım ile açımlamak amacını taşımaktadır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında çalışmamızın metodolojisi ortaya konularak içerikte ele aldığımız kavramların analizi yapılmaktadır. Birinci bölümde dünyaya dâhil olmamızı sağlayan, dünya ile aramızdaki yeri tutan göstergeler kavramı, gösterge türleri ve duyarlılık ilişkisi Deleuzyen bir bakış açısıyla ele alınmıştır. İkinci bölüm anlam üretiminde önemli bir yeri olduğunu düşündüğümüz olay kavramı ve olayı oluşturan bileşenler ele alınmış, olayın neviyatı, zaman ile olan ilişkisi incelenmiş, olaya davet etmenin ve olayın anlam üretiminde başa gelen olarak önemi ortaya konmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde bir ifade aracı olarak dil, dilin imkânları ve olayın açımlanmasında aldığı konum itibariyle anlam üretimi ile ilişkisi tartışılmıştır. Deleuze'ün anlam üretimine bakışı, anlamın arayış bakımından oluşa gelişi ve diğer bölümlerdeki kavramlarla anlam üretiminin ilişkisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Deleuze'ün anlam üretimine bakışı konusunda ulaştığımız sonuç ise; olayı açan şey neyse ve olayın açıldığı yer nereyse bedensiz organ olarak anlamın oradan doğabilme imkânlılığına sahip olabildiğidir.Conference Object Ebû Bekir er-Râzî’de Deist Yaklaşım: Aklın Yetkinliği ve Nübüvvet Eleştirisinin Değerlendirilmesi(2017) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Ebû Bekir er-Râzî’de Deist Yaklaşım: Aklın Yetkinliği ve Nübüvvet Eleştirisinin Değerlendirilmesi” Uluslararası Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm Sempozyumu, 12-14 Mayıs 2017, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van (Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm, ed. Vechi Sönmez, Burhanettin Kıyıcı, Metin Yıldız, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2017, ss. 313-319).
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »

