Felsefe Bölümü
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/39
Browse
Browsing Felsefe Bölümü by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 101
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part Deistik Tanrı Tasavvuru ve Hayata Yansımaları(X. Kelâm Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı ve Tanrı Tasavvurları ve Sosyal Hayata Yansımaları Sempozyumu, 24-25 Eylül 2005, 2005) CEYLAN AhmetTanrı anlamına gelen ve Latince "Deus" kökünden türeyen Deism, akıl ve doğa ışığında temellendirilen evreni yaratan bir Tanrı'ya inanmakla birlikte, vahyi dolayısıyla vahye dayalı dinlerin inanç ve amel prensiplerini ret etmek anlamına gelmektedir.Article John locke epistemolojisinde bilgi ve iman(2011) Bor, İbrahimBu çalışmada bilgi kuramının kurucularından kabul edilen J. Locke’ta söz konusu kuramın başlı ca öğelerinin açıklanması, bunların gerekçelendirilme yolu ve birbirleriyle epistemolojik ilişkileri açıklanmaya çalışılacaktır. Çalışmanın kanıtlamaya çalıştığı tezlerin başında, Locke’çu epistemo lojide “bilgi”nin başlıca niteliğini tecrübe ve/veya aklî çıkarıma dayalı “kesinlik” oluştururken kesin bilginin sınırlarının bittiği yerde “iman”ın epistemik işlevinin devreye girdiği iddiası gel mektedir. Bu açıdan Locke’çu epistemolojide imanın bilgiyle ilişkisinin negatif epistemoloji de nebilecek bir yolla temellendirildiği savunulmaktadır.Conference Object BEAUTY AND ITS PROJECTION IN CHRISTIAN AND ISLAMIC TRADITION(SPRINGER, 2011) Turker, Habip; Tymieniecka, ATThis essay deals with the conception of beauty and its manner of reflection in Christian and Islamic tradition concisely. Thus some influential thinkers in both traditions are chosen in order to exemplify the common conception of beauty. Christian tradition embraced Greek conception of beauty and art; however it brought a metaphysical depth to Greek conception of beauty in the hands of Christian thinkers. The conception of beauty in Islamic tradition was inspired by the religion and the Hellenistic heritage. However, the most elaborated theories on beauty in both Christian and Islamic tradition were done by mystic philosophers. In both traditions beauty is interpreted as something ontological. Accordingly, beauty is being, not a property added to it accidentally. However, the projections of this common conception of beauty differentiate from each other in some respects. While Christian art emphasizes divine intimacy and tragedy in naturalist perspective, Islamic art concentrates on the statement of the unity, transcendence, and eternity of God in stylized form. Yet, this essay does not overlook counter-examples and different artistic ages in the history.Article İbni Sina'nın hudis yorumu(Mustafa Çevik, 2011) Kılıç, Muhammet FatihIn this article, I shall deal with the concept of huduth (origination) as contextualized by CU Avicenna, which emerges in the context of relation between God and the world, while relating the coming into existence of the world with temporality. Avicenna discusses that there are two kinds of origination according to his classification of the celestial and sublunary world in ontology. Rational beings, celestial souls and bodies, heavenly motion and time depend on this motion are known as essential coming into existence (huduth dhdti). These things are eternal from the point of view of temporality. There is no time difference between them and God who is the ultimate cause of them. The sublunary world consists of matter and bodies of generation and corruption. The various movements of these bodies and the time that depends on the movements are of the topic: temporal coming into existence (huduth zamani).Article Vahiy-Kültür İlişkisi(2011) Bor, İbrahimBu çalışmada kültürel, tarihsel bağlamın Hıristiyanlık ve İslâm vahyi için hangi düzeyde bağlayıcı olduğu Swinburne ve W.M. Watt örnekleri üzerinden ele alınacaktır. İlahi dinlerin mahiyetini belirleyen temel faktörlerin başında vahiy gelmektedir. Tanrı’nın insanla iletişiminin en belirgin formu olan vahyin de farklı biçimlerinden söz etmek mümkündür. Yeni Ahid’in yazılışı, zaman içinde biçimlenişi ve Kilisenin fonksiyonu Hıristiyan vahyinin kendine has sorunlarla yüzleştirirken; Kur’an vahyinin lafız ve mana olarak doğrudan Tanrı tarafından belirlenen bir vahiy olması onun karakteristik özelliğini oluşturmaktadır. Kur’an vahyi ile ilgili sorunların da bu özsel nitelik üzerinden ele alınması gerekir.Article Süryani düşüncesinde Nusaybinli İliya’nın önemi ve “Kitabu’l-Mecâlis” Adlı Eserinde Tanrı görüşünün İslam Felsefesi ve kelamı açısından değerlendirilmesi(2011) Doru, Mehmet NesimXI. yüzyıl Süryani dünyasının önemli yazarlarından biri olan Nusaybin Metropoliti İliya; Felsefe, Teoloji, Ahlak, Tarih ve Dil sahalarında birçok eser yazmıştır. Kuşkusuz Kitabu’l-Mecalis onun en önemli eserdir. Bu ese- rinde dönemin Mervani Veziri Ebu’l-Kasım el-Mağrıbi ile tanrı, enkar- nasyon, ruh ve irade gibi birçok felsefi ve kelami konuları tartışmıştır. Bu makale esas olarak iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısımda Türkçe okuyucu için İliya’nın şahsı ve eserleri tanıtılmıştır. İkinci kısımda ise İliya’nın Tanrı görüşü, İslam felsefesi ve kelamı bağlamında analiz edilmiştir. Bu bağlamda tartışmada Tanrı’nın tözlüğü, hipostaslar teorisi ve Teslis konu- ları irdelenmiştir.Article Kâdî Abdülcebbâr’ın Bilgi Sisteminde Algı-Akıl İlişkisi(2011) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu yazının amacı, Kâdî Abdülcebbâr’ın bilgi sistematiği açısından önem arz eden akıl ve algı kavramları arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Akılcı yaklaşımıyla bilinen Mu’tezile ekolüne mensup bir düşünür olan Kâdî Abdülcebbâr’a göre akıl, bir yeti veya cevher değil insanın bilinçli eylemlerini ve düşünsel çıkarımlarını sağlayan ilkeler düzeyindeki bilgilerdir. Kâdî, insanın herhangi bir bilgiye doğuştan sahip olduğunu kabul etmez. Ona göre akıl dahil tüm bilgiler ampirik tecrübeyle oluşur. Her bilgi zaman bakımından algıyla başlasa da bu bilgilerin test edilmesi akıl ile mümkün olur. Kâdî Abdülcebbâr bu tutumuyla akıl ve algı arasındaki döngüsel süreçte akla yargıç olmak gibi bir misyon yüklerArticle Phaidon’da ölüm, felsefe ve hakikat(2011) Duman, MusaBu makale Phaidon’da ölüm, felsefe ve hakikat bağlamındaki Platonik düşünümleri incelemektedir. Phaidon’da bedene karşı mücadele olarak ve ölümle sıkı bir ilişki ile yürütülen bir şey olarak felsefe tasarımı vardır. Platon bunu ölümü tatbik etme olarak felsefe ya da ölüme hazırlanma olarak felsefe diye sunar. Beden ve duyulardan arınma ölümü tatbik etme temelinde gerçekleşmektedir. Bu ise, felsefi hakikatin yansız bir refleksiyonun nesnesi olarak değil fakat ruhun en yüksek etkinliği olan theoria’ya verilmiş kendi hakikati olarak ortaya çıkmasını sağlamaktadır.Article Mîr Dâmâd’ın Hudûs konusunda İbn Sînâ’ya yönelttiği eleştiriler ve Hudûs-u Dehrî görüşü(2012) Doru, Mehmet NesimBu makale, 17. yüzyılda yaşamış İslam filozofu Mîr Dâmâd’ın hudûs-u dehrî görüşünü ve İbn Sîna ile Mîr Dâmâd’ın sözkonusu meseledeki farklarını ele almaktadır. Bu görüş, Tanrı-âlem ilişkisi meselesinde İslam filozofları ile kelamcılar arasında meydana gelen ezelilik ve yaratma taraftarlarına sunulan üçüncü bir yol olarak önem arz etmektedir. Dâmâd, âlemin yaratıldığını ama bunun kelamcıların anladığı anlamda zamanda değil zaman üstü gerçekleştiğini savundu. Öte yandan, âlemin zaman üstünde yaratıldığı tezi, âlemin İbn Sînâ’nın savunduğu şekliyle ezeli olduğu anlamına gelmediğini ileri sürdü. Dâmâd, görüşünü temellendirirken çoğunlukla İbn Sînâ’nın verilerine dayandı. Ama onun zatî (ontolojik) hudûs görüşünün âlemin meydana gelmesini izah etmede yetersiz kaldığını düşündü. O, Tanrı’nın dışında hiçbir açıdan başka ezeli varlıklar kabul etmemekle İbn Sinâ felsefesinden kesin bir şekilde ayrıldı. Bu sebeple kendi dehrî hudûs teorisini ortaya koydu.Article Grek ve İslam etkileri ışığında süryanilerde felsefi düşüncenin gelişimi(2012) Doru, Mehmet NesimBu çalışmada, Mezopotamya’nın en eski halklarından biri olan Süryanilerin felsefe alanında yaptıkları çalışmalar ele alınacaktır. Bilindiği gibi felsefe, herhangi bir şahsa veya topluma ait değil insanların ortak malı, başka bir ifade ile kümülatiftir. Bir kültürden başka bir kültüre aktarılabilen, değişen ve dönüşen bir disiplindir. Daha önceleri Mezopotamya’nın eski uygarlıklarının elinde empirik karakterli iken Grek dünyasında a-priorik ve sistemli bir hale dönüşmüştür. Felsefe geleneği, Süryanilerin de içinde bulunduğu birçok etno-dinsel topluluk tarafından Doğu’ya ve oradan da İslam dünyasına aktarılmıştır. Bu çalışmada, ilk olarak felsefi düşüncenin Süryanilerin elinde aldığı karakteri analiz edilecek, ikinci olarak Grek düşüncesinden İslam kültürüne uzanan süreçte Süryanilerin katkıları analiz edilecektir.Article The analysis of Syriac philosophical activities in the context of translation movements(SILA SCIENCE, 2012) Doru, Mehmet NesimDealing with the Syriac tradition of philosophy through translation activities will provide us more accurate information about philosophical activities of Syrians spanning a wide period such as ten centuries. Otherwise, philosophical activities of Syrians will be limited to a one-way translation movement such as repeated failures in most of the time, and thus, we will be prevented to see the picture as a whole. This study deals with the periods and introduces their basic features.Article Aristoteles ve Nietzsche’de trajedinin işlevi(2013) Duman, MusaBu makalede, Aristoteles ve Nietzsche’nin trajedinin işlevine yönelik görüşlerini karşılaştırıp, farklılıklara işaret ediyoruz. Bazı önemli metinlere yakından bakmak suretiyle, Aristoteles’in trajedi analizini ve bu analizin Aristoteles’in genel konumu içerisindeki imalarını inceliyoruz. Sonrasında bu analizin hayati noktalarını Nietzsche’nin trajik mitos ve müziğe dayalı yeni bir kültür, eski yunan modelinden esinlenen bir kültür inşa etme projesi ile bağlatılandırıyoruz. Bu bağlamda, Dionysoscu dünya-görüşü, trajik içgörü, güç iradesi, mitos, katharsis, mimesis, logos ve pathos gibi kavramları soruşturuyoruz.Article Melayê Cızîrî’nin düşüncesinde hakikat ve mecaz’ın ontolojik ve epistemolojik boyutu(2013) Doru, Mehmet Nesim17. yüzyıl İslam düşüncesinin önemli mutasavvıflarından olan Melayê Cizîrî, vahdetü’l-vücud teorisinin bir takipçisidir. Onun düşüncesine göre hakikat, varlığın mutlak hali iken, mecaz ise, mutlak varlığın belirlenimleridir. Mecazlar dünyası veya somut nesneler konsepti, hakikat karşısında ontolojik bir statüye sahip değildir. Ama epistemolojik açıdan mecazlar, hakikate giden yoldaki işaretler ve sembollerdir. Başka bir ifadeyle mecazlar olmadan hakikat idrak edilemez. Bu çalışmanın konusu hakikat ve mecaz konusunda Cizîrî’nin görüşünü analiz etmektir. Bu çerçevede onun hakikat ve mecaz hakkındaki görüşü tasavvuf felsefesinin meseleleri ışığında ele alınacaktır.Article “Teolojik Dilde Mecaza Yer Bulmanın İmkânı”(2013) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusBu çalışma, Kadı Abdülcebbar’ın mecâz hakkındaki düşüncelerini konu edinmekte ve ¨Tanrı’nın zatı ve sıfatları hakkında mecâzî bir dil kullanmak mümkün müdür?¨ sorusunun cevabını aramaktadır. Kadı bu konularda mecâzın kullanılmasına yönelik oldukça mesafeli bir tavır sergiler. Gündelik dildeki hatta Kur’an’daki mecazlardan hareketle bir söylemin üretilmesini yanlış bulur. Bu savını desteklemek için dilsel analizler yapar. Bu yüzden, bazı istisna durumlar dışında Tanrı ve ilgili konularda sadece gerçek ifadelerin kullanılması gerektiğini düşünür. Kur’an’daki mecâzları ise muvadaa (dilsel uzlaşı) ve konuşan-öznenin kasdı ilkesine uygun olarak yorumlar.Article “Teolojik Dilde Mecaza Yer Bulmanın İmkânı” İslami İlimler Dergisi, 8/1 (2013), s. 227-248.(2013) Yunus Cengiz; Cengiz, YunusThis study documents an exploration of Qadi Abd al-Jabbar’s thoughts on mejaz (metaphor) and strives to find the answer of the question “Is it possible to use metaphoric words in talking about God and his attributes?” Qadi holds oneself a distance to metaphoric language in these subjects. He find fault with generating a statement depending on metaphors in actual language even in Qur’an. He makes same linguistic analyses to support this argument. He defends that it must be used real words about God and related topics except some circumstances. He comments metaphors in the Qur’an in keeping with principles of muvadaa (linguistic consensus) and qasd (intention).Article “Nazzâm’ın Doğa Felsefesinde İ‘timâd Hareketi: Ne’liği ve İşlevi”(2014) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Nazzâm’ın Doğa Felsefesinde İ‘timâd Hareketi: Ne’liği ve İşlevi” Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 9/1 (2014), s.143-168.Conference Object Nefs Çözümlemesi Açısından Fahreddin Razi'nin İbn Sina ile İlişkisi(2014) Cengiz, Yunus; Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusFahreddin er-Razi, İbn Sina Nefs çözümlemesiOther Nakib al-Attas’ın İslam Bilim Tartışmalarına Katkısı(Sakarya Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü, 2014) Aslan, SıracettinÇağdaş bilginin İslamileştirilmesi bağlamında meydana gelen İslami bilim tartışmaları, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmış ve gittikçe yoğunluğunu daha çok hissettirerek günümüze kadar gelmiştir. Umumi anlamda bu tartışmaların, üç önemli veçhesinden söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi, İslam dünyası başta olmak üzere bütün bir insanlığın içinde bulunduğu siyasi, iktisadi, toplumsal ve zihinsel sorunlardan arındırılmasıyla ilgili arayışları içerir. İkincisi, bu sorunların ilmî tahlilinin yapılmasına imkân sunulması bakımından esasen İslam dünyasının, kadim ilmî geleneğiyle kopar(t)ılmış olan bağlarının yeninden tesis edilmesi anlayışıyla ilişkilidir. Üçüncüsü ise tebliğimizin de ana iskeletini oluşturan modern bilim kuramının ilk iki sorunsalının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan önemli bir etken olarak kabul edildiğinde, bu akıma karşı yeni bir bakış ve alternatif bir bilimsel algı geliştirme ile ilgili tartışmaları ihtiva eder. Bu son ifadeyle çağdaş bilginin İslamileştirilmesi bağlamında tesis edilecek İslami bilim, modern mekanik bilime bir tepki olmakla birlikte modern bilimin tasarladığı bilimsel zihniyete alternatif bir bilim modelinin ortaya çıkarılması çabalarının bir neticesi şeklinde okunabilir. Bu meyanda tebliğimiz, çağdaş bilginin İslamileştirilmesi kavramsallaştırmasının teorisyeni olan Nakib al-Attas’ın fikirlerinden hareketle, modern bilimsel nazariyenin epistemolojik paradigmasının ve Batı dünyagörüşüyle ilişkisinin yeninden tahkik ve tahlil edilmesine epistemolojik imkân sağlayacak bir bilgi geleneği ve buna bağlı olarak bir bilim geleneğinin yeninden inşa edilmesinin mümkünlüğünü tartışmayı amaçlamaktadır.Article “Osmanlı Medrese Geleneğinde Bir Varlık Alanı Olarak Dil: Mollâ Câmî ve Hâşiyelerinde Grameri Aşma Çabası”,(2015) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Osmanlı Medrese Geleneğinde Bir Varlık Alanı Olarak Dil: Mollâ Câmî ve Hâşiyelerinde Grameri Aşma Çabası”, Mukaddime, 6/1 (2015), s. 48-77.Article Schools of Islamic Philosophy in Melaye Jiziri's Diwan(2016) Doru, Mehmet NesimMelāyē Jizīrī (Mullah Ahmad al-Jazarī) is a Muslim thinker who lived between the end of 16th century and the middle of 17th century. His work, Dīwān, is written in Kurdish (Kurmanjī dialect) language. Many Kurdish scholars, poets and wises were under the influence of al-Jizīrī. In that respect, his work was examinated in Kurdish madrasahs and lodges, almost as a holy text, throughout centuries. The aim of this work is to explore the ways in which his Dīwān intersects with school of Islamic philosophy. In other words this work is restricted to dealing with Melā's approach to Peripatetic, illuminationism and Sufism, which are wellknown schools of Islamic philosophy.