TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/1836
Browse
Browsing TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Department "Artuklu University"
Now showing 1 - 20 of 846
- Results Per Page
- Sort Options
Article Âşık Mevlüt İhsani’nin Şiirlerinde Doğa Sembolizmi(2025) Balikci, SakireÂşık Mevlüt İhsani 20. yüzyıla damga vurmuş, âşıklık geleneğinin kültürel kodlarına bağlı önemli bir sanatçıdır. Hikâyelerinde tarihî ve efsanevi anlatılardan esinlemiş, şiirlerinde ise daha çok doğa ve aşk konularını ele almıştır. Âşık, zengin bir bakış açısı ve özgün bir üsluba sahip olmasına rağmen geleneğin dili ve aktarım tarzını hikâye ve şiirlerine ustalıkla yansıtmıştır. Âşığın şiirlerinde doğa, Karacaoğlan ve Dadaloğlu’nda olduğu gibi ana eksendir. Âşık, birçok eserinde ilhamını doğadan almaktadır. Postmodern Dönem ile birlikte sanata, bilime kısaca hayatın tamamına bakış açısı değiştiğinden doğaya bakış da değişmiştir. Bu dönemde hümanizmden bu yana insanı yaşamın merkezine alan görüş ve modernist yaklaşımlar eleştirilmiştir. Rönesans’la birlikte yaşamın merkezindeki konumunu güçlendiren insanın yerine “doğa”yı koymanın gerekliliğini vurgulayan eko-eleştiri, söz konusu yeni görüş/kuramlardan biridir. İnsan yerine doğayı merkeze alan ve eko-eleştiriden türeyen pek çok görüş vardır. Eko- eleştiri kuramı Batı’da tartışılmaya başlamadan evvel Türk kültüründe doğanın çok etkili bir yerde olduğu, doğa ile insanın ayrılmaz bir bütün olduğu en eski metinlerden çağdaş halk edebiyatına kadar yansımış bir gerçektir. Bu çalışmada “Âşık Mevlüt İhsânî’nin şiirlerinde hayvan sembolizmi başta olmak üzere doğanın görünümü nedir, eski kültürün izlerini bugüne taşımakta mıdır, şeklindeki soruların cevapları bu çalışmanın sınırlarını belirlemektedir. Eski Türk kültüründen bugüne Şamanizm, kamlık, ozanlık ve âşıklık silsilesinin vazgeçilmez temalarından biri olan “doğa” ve “doğa sevgisi” İhsânî’nin şiirlerinde de canlı bir şekilde yer aldığı görülmektedir. Aşığın şiirlerindeki doğa sembolizmi disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alınıp aşığın beslendiği kültür, inanış, ve yetiştiği coğrafyanın etkisi çalışma boyunca irdelenecektirOther In Pursuit of Regional Hegemony: How Iran Is Using the IRGC to Resist U.S. Influence(Seta Foundation, 2024) Kazdal, MelıhArticle Tekvîr Sûresi’ndeki “hunnes”, “cevâri” ve “künnes” Kelimeleri Bağlamında Bir Bilimsel Tefsir Denemesi(2020) Akbaş, AhmetKur’ân’da, lafzi anlamları bilinse de delaletleri tartışılmış olan, konuları itibariyle de deney ve gözleme dayalı bilimsel alanı ilgilendiren bazı özel ifadeler mevcut olup bunlar, bilimsel tefsir metodunun araştırma sahasına girmektedir. Bu tür ifadeler, son asırda elde edilen bilimsel bulgularla çok daha iyi anlaşılabilen ve delaletlerinin ne olduğu konusunda daha tutarlı açıklamalar yapılabilen ifadelerdir. Kur’ân’ ın bu tür ifadeleri üzerine derinlemesine araştırmalar yapmak, onun her asırda yenilenen i‘câz yönünü açığa çıkarma gayretidir. Zira Kur’ân, asırlar öncesinden asırlar sonrasına da hitap edebilen mucizevi dil ve üslûp özelliklerine sahiptir. Bu da onun, bir beşerin değil, her şeye künhüyle vakıf olan Allah’ın kelâmı olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada ele alınan Tekvîr Sûresi 15-16. âyetlerde de pozitif bilimlerden biri olan astronominin araştırma sahasına giren bazı ifadeler mevcuttur. Âyetlerde geçen “hunnes”, “cevârî” ve “künnes” kelimelerinin delaletleri hakkında geçmiş asırlardaki tefsirlerimizde birçok yorum yapılmış, bu kelimelerle neye işaret edildiği uzun uzadıya tartışılmıştır. Tartışmanın temelini ise bu üç kelime ile geyik, ceylan ve antiloba mı yoksa yıldızlara mı yemin edildiği meselesi oluşturmaktadır. Müfessirlerin ekseriyeti burada yıldızlara kasem edildiğigörüşünü tercih etseler de hangi yıldızlara kasem edildiği ve bu kelimelerle onların hangi vasıflarının vurgulandığı hususu ayrı bir tartışma konusu olmuştur. İlgili yorumlar ve tartışmalar, bu âyetlerdeki ifadelerin tam olarak anlaşılamadığını, en azından bir görüş birliğinin bulunmadığını göstermektedir. Açıklamaların sadra şifa olmaması, birbirini nakzeden ve bazen de lafızlarla birebir uyuşmayan görüşler içermesi, bu ifadelerin yeniden ele alınmasını ve asrımızdaki bilimsel birikimden de istifade edilerek yeniden yorumlanmasını zaruri kılmaktadır. Zira bu kelimeler, bilimsel araştırma sahalarından olan uzay âlemiyle ilgilidir. Günümüzde uzay âlemi ve yıldızlar hakkında ulaşılmış olan bilgi birikiminin, âyetlerin indiği dönemdeki bilgilerle kıyas dâhi edilemeyecek kadar ileri seviyede olduğu aşikârdır. Tekvîr Sûresi’ndeki bu ifadeler, uzay âlemine dair mevcut bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, burada son yıllarda keşfedilmeye başlanan özel bir yıldız türüne işaret edildiği sonucuna varılmakta, son asırdaki bazı âlimler âyetlerin tefsirinde bu hususa dikkat çekmektedirler. Zira temel anlamları itibariyle “hunnes” kelimesi gizlilik, görünmezlik ve geri çekilip büzüşme, “cevârî” kelimesi akıcılık ve hareketlilik, “künnes” kelimesi ise süpürüp toplama gibi anlamları ifade etmektedir. Âyetlere “lâ uksimu” kasemiyle başlanarak, “hunnes”, “cevârî” ve “künnes” kelimeleriyle işaret edilen fiziksel bir olguya güçlü ve vurgulu bir şekilde yemin edilmektedir. Kur’ân’ da özel bir yeri olan bu güçlü yemin üslûbuyla, yemin edilen olgunun Allah’ın kudret ve azametine delil oluşuna dikkat çekilmektedir. Âyetlerdeki üç kelimenin temel anlamları ve kastedilenin yıldızlar olduğuna dair tefsirlerimizdeki baskın görüş dikkate alındığında, bu âyetlerde, görünmezlik ve içe doğru büzüşme, hareket ve akıcılık, bir de etrafındaki nesneleri silip süpürerek yutma özellikleri son yıllarda keşfedilmiş olan ve “karadelik” olarak bilinen yıldız türüne işaret edildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Zira karadelikler de bir yıldız türü olup sahip oldukları özellikler, âyetlerdeki kelimelerin ifade ettiği hakiki anlamlarla birebir uyuşmaktadır. Kur’ân’ da böyle bir fiziksel olguya işaret edilmiş olması, onun, ilmi ve kudretiyle her şeyi kuşatmış olan Allah kelâmı olduğu hakikatini pekiştirmektedir. 20. asırda keşfedilmeye başlanan ve hakkındaki bulgular günbegün artan, bilim adamlarını hayretler içinde bırakan böyle bir fiziksel olguya Kur’ân’da asırlar öncesinden kasem edilerek dikkat çekilmiş olması, sûrenin devamında kasemin cevabı olarak vurgulanan, Kur’ân’ın Allah katından gelen bir kelâm oluşu gerçeğini pekiştirmektedir.Article Zionism and Academic Hegemony: The Intersection of Power, Knowledge, and Suppression in the United States Universities(2024) Rakipoğlu, MehmetBu makale, Siyonizm’in ABD üniversitelerindeki akademik özgürlük ve bilgi üretimi üzerindeki etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla incelemektedir. Çalışma, siyasi lobicilik, finansal güç kullanımı ve antisemitizm suçlamalarının, kabul edilebilir söylemi belirleyen bir kültürel hegemonya oluşturmak için stratejik olarak nasıl kullanıldığını vurgulamaktadır. Michel Foucault’nun bilgi-iktidar teorisine—bilgi ve iktidarın birbirini karşılıklı olarak şekillendirdiği anlayışına—ve Antonio Gramsci’nin kültürel hegemonya kavramına—egemen grupların iktidarlarını ideolojik araçlarla nasıl koruduğunu açıklayan teorisine—dayanan bu makale, Siyonist organizasyonların yükseköğretim çerçevelerini, araştırma önceliklerini ve kamusal söylemi nasıl etkilediğini analiz etmektedir. Bu etkiler, genellikle Filistin topraklarının işgali ve insan hakları ihlalleriyle ilgili İsrail politikalarına ve eylemlerine karşı çıkan veya bunları eleştiren perspektiflerin marjinalize edilmesi, susturulması veya gayrimeşru ilan edilmesi şeklinde kendini göstermektedir. Bu çalışma, zikredilen dinamikleri somut örneklerle irdelemektedir. Örneğin, Steven Salaita’nın İsrail’in Gazze’deki soykırımını sosyal medyada eleştirmesi sonrasında Illinois Üniversitesi’nde kendisine yapılan iş teklifinin geri çekilmesi, Siyonist lobiciliğin ve bağışçı baskılarının üniversite yönetimlerini, akademik atamaları ve akademik ortamlardaki ifade özgürlüğünü doğrudan nasıl etkileyebileceğini göstermektedir. Ayrıca, ABD’deki çeşitli önde gelen üniversitelerde, Filistin haklarını savunan öğrenci ve akademisyenlerin susturulması ve cezalandırılması gibi örnekler, akademik söylemi kontrol altına almaya yönelik daha geniş ve sistematik çabaları gözler önüne sermektedir. Bu vakaları inceleyen makale, Siyonizm’in etkisinin yalnızca münferit olaylarla sınırlı kalmadığını, aksine akademik özgürlüğün kısıtlandığı yaygın bir atmosfer yarattığını ortaya koymaktadır. Özgür düşüncenin ve eleştirel sorgulamanın merkezleri olması gereken üniversiteler, giderek muhalefetin bastırıldığı ve ideolojik uyumun dayatıldığı mekânlara dönüşmektedir. Bu çalışma, Siyonizm’in ABD’deki entelektüel ortamı şekillendiren mekanizmalarının daha derin bir şekilde anlaşılmasına ve açık tartışma ile eleştirel akademik çalışmaları kısıtlayan güç yapılarının nasıl pekiştirildiğine dair bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.Article Reflexions on the Relationship Between Political Symbolism and Political Power(Rector CIU Cyprus Int Univ, 2020) Durc, Safiye AtesPolitical power refers to various means in order to keep its audience under its influence and to manipulate them, as it desires. Perhaps the most effective of these is symbolism. Using symbol and symbolic action is one of the most powerful way of establishing group identity and the most direct way of communicating. Especially the owner of political power benefit from this power effectively. By using it, political legitimacy can be established, as well as an invisible dialogue between political actors and citizens can be managed. Thus, it is easier to develop policy in order to constitute and maintain order. In this article, this instrumentality is examined in the discussion of symbolism and power. In the light of the data obtained from the conceptual and theoretical literature, the relationship between symbol and power has been discussed in different angles. In addition, it was questioned that the politics is carried out by the symbols and the masses are politicized by the same way. It can be said that an invisible dialogue can be created between the political power holders and people; power owners not only can easily manipulate people's emotions and knowledge but also can transfer its power from generation to generation through the political symbols.Article Sağaltımda Çoğulculuğun Roy Porter’ın Üç Tür Otoritesi Bağlamında İncelenmesi(2021) Uygur, Hatice Kübra; Keskin, Hatice ŞimşekBu çalışmaya geleneksel, tamamlayıcı ve alternatif tıp (GETAT) uygulamalarının ortaya çıkışına dair çalışmalar derlenerek başlanacaktır. Daha sonra çalışmada tıbbî bilginin epistemolojik değerine dair mantıksal ve etik bir sorgulamaya doğru halkbilimsel bir yaklaşımla gidilecektir. Temel amaç tıbbî paradigmadaki değişimle ortaya çıkan modern tıbbın, geleneksel hekimlik bağlamında kadim sağaltım tecrübeleriyle iş birliğinin imkânını sorgulamaktır. Bu amaca yönelik olarak öncelikle geleneksel ve modern hekimlik anlayışlarından kesitler verilecektir. Geleneksel tıbbın ortaya çıkışının tasvir edileceği bölümden sonra ünlü tıp tarihçisi Roy Porter’ın öne sürdüğü üç tür otorite kavramsallaştırılması temel alınarak farklı sağaltım ekollerinin bilgi dayanakları ya da popülerlik sebepleri ortaya konacaktır. Roy Porter’ın kavramsallaştırdığı üç tür otoritenin mantıksal sağlamlığı ve etik olarak kabul edilebilirliği farklıdır. Bu fark ortaya konularak geleneksel tecrübeye karşı mesafeye dönüşen mesleki reflekslerin yumuşatılması ve farklı görme biçimlerinin ortaya çıkması, kavramların netleştirilmesi suretiyle suistimale yol vermeden iş birliği yolları aramak mümkün olabilir. Sonuç olarak yöntem ve plasebo çalışmalarına ağırlık verilebileceği söylenebilir..Article Bilgi Sonrası Türetim Çağında Kitsch ve Sanat(2025) Gürelli, KutluBu çalışma, Batı sanatının son 400 yıllık sürecinde insan yaratıcılığına yönelik anlamın dönüşümünü, yapay zekâ eksenli tartışmalar çerçevesinde ele almaktadır. Tarım ve endüstri devrimleriyle kıyaslanabilecek tarihsel bir eşikte, üretim ve yaratıcı eylemin dönüşen anlamları tartışılmaktadır. Mevcut büyük dil modellerinin (LLM) istatistiksel mimetik otomatlar olduğu, insan benzeri bilinç ve genel zekâdan (AGI) kategorik olarak farklılaştığı görüşüne yer verilirken, bu modellerin insan-makine etkileşiminde yarattığı kaygı ve etik sorunlara dikkat çekilmektedir. Sanat tarihindeki kopya/orijinal ve yapay/otantik ayrımları, endüstriyel üretim modelleri ile belirginleşen hesaplayıcı zekâ ve düşünen akıl karşıtlığı ile teknikte ve sanatta gerilim hatları olarak tartışılır. Dijitalleşerek hızlanan endüstrinin yapay zekâ aracılığıyla kitsch’i otomatikleşmiş bir türetim modeliyle, biçim ve düşüncede yaydığı vurgulanır. Çalışma, insan zihninin karmaşıklığı ile yapay zekânın hesaplayıcı doğası arasındaki farkı; neoliberal endüstriyel kitsch ile anlam, eylem ve yaratıcılıkta insan ölçekli değerler ekseninde karşıtlıklar olarak ele alarak, bu yeni teknolojik dönemin toplumsal, etik ve sanatsal boyutlarını tartışmaya açmaktadır.Article An Examination on Knowledge Levels and Attitudes of Faculty of Health Sciences Students towards Social Oocyte Cryopreservation and Donation(2025) Değer, Vasfiye BayramAmaç: Bu araştırmanın amacı, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin sosyal yumurta dondurma ve yumurta donasyonu konusundaki bilgi ve tutumlarının belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte olup bir üniversitede öğrenin gören 667 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri Google anket yöntemi ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerin “yaş” ortalaması 21,3±2,7 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin %34,3’ü yumurta donasyonu hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. Öğrencilerin %51,0’ı yumurta donasyonuna olumlu bakmaktadır. Öğrencilerin %74,5’i taşıyıcı annelik hakkında bilgi sahibi olduğunu, ifade etmiştir. Öğrenciler yumurta dondurma işleminin en çok %30,9 ile kanser/kemoterapi tedavisi alacak olanların yapabileceği görüşüne yer vermişlerdir. Öğrencilerin %82,5’i en uygun doğurganlık yaşının 25-29 yaş aralığı olduğunu ifade etmişlerdir. Sonuç: Bu araştırma öğrencilerin sosyal yumurta dondurma, donasyon ve doğurganlık hakkındaki düşüncelerini ortaya koymuştur. Özellikle ülkemizde yeni ve güncel olan sosyal dondurma ve donasyon ile ilgili konuların hem fertilite hem de doğurganlığı korumaya yönelik teknik olanaklar hakkında doğru bilgi vermek ve nihayetinde çocuk doğurmayı ertelemek için sağlık camiasının bu soruları tartışmaya ve cevaplamaya dahil olması gerektiğini vurgulamaktadırlar.Article Hegel's Concept of Desire in the Context of Deleuze's Critique of Idealist Desire(Beytulhikme Felsefe Cevresi, 2025) Yirmibes, Mert CanDeleuze critiques the conceptualization of desire through lack and acquisition within idealist philosophy and claims that the idealist notion of desire reduces production to the production of fantasy. He proposes an alternative concept of desire, which can be understood through pure production. This critique allows for a re-evaluation of Hegel's concept of desire as an idealist philosopher. This paper examines Hegel's concept of desire in the Phenomenology of Spirit, by focusing on the concepts of destructiveness, production, and satisfaction. The paper argues that Deleuze's understanding of desire as production is indeed present within Hegel's concept of desire, but production cannot be regarded as the fundamental characteristic of desire as seen in Deleuze's framework. The article concludes that, based on Hegel's analysis, lack and destructiveness are necessary conditions for the productive activity in desire, and that Deleuze's critique of idealist desire underlying the relationship between lack and acquisition is not sufficiently convincing, regarding Hegel's analysis of desire.Article Redefining Security in the Middle East: Representation of Security as an Emancipatory Discourse in the capernaum Film(Istanbul Univ, Fac Communication, 2020) Isik, Mehmet; Ozdemir, EmrahThe Middle East is considered as a marginalized geography and difficult to understand for Western countries due to an orientalist and postcolonial perspective. Today, Lebanon, which offers an important opportunity to understand the Middle East from the political, economic, sociological and security perspectives, is a country facing various problems such as poverty, economic and political instability, ethnic and sectarian conflicts, uncontrolled migration movements and gender inequalities. Capernaum is a significant and effective example in terms of reflecting different living conditions and security perceptions in the Lebanon. In this study, how the security is defined through the eyes of the people from the Lebanon and how the perception of threats is shaped by the security issues of Lebanon are examined through the compelling Capernaum (2018) film of Lebanese female director and screenwriter Nadine Labaki. In this respect, the qualitative thematic content analysis of the film is carried out and it is revealed how the economic, social and religious problems of the Lebanese individuals evaluated in the context of human security are reflected in the film. As a result of the analysis, Capernaum is an exemplary film in terms of addressing the security concerns of Lebanon with a human security and gender perspectives. However, the film cannot address the causes, historical and social origins of these problems adequately, so, this might cause disconnections in the imagination of the audience.Article Kün Aftare Settlements: First Reports on the Neolithization Process in the Northern Habur Valley(Istanbul Univ, 2024) Kodas, Ergul; Ciftci, Yunus; Ipek, Bahattin; San, Mehmet; Dinc, Onur; Mentese, Devrim HasanThe Neolithization process in southeastern Anatolia has been the subject of many studies over the years. However, these have primarily been concentrated & Scedil;anl & imath;urfa region provide important information on the Neolithization process in the mountainous region between these two rivers. The 2023 Archaeological Survey of the Pleistocene and Early Holocene Period in the Artuklu, K & imath;z & imath;ltepe, Ye & scedil;illi, and Neolithic Period in the Northern Habur Valley. In this context, the settlements the unique Neolithization process of the Northeastern Habur Valley, a key area to both southeastern Anatolia and northern Mesopotamia.Article 19. Yüzyıl Bir Bektaşi Şairinden Sultan Abdülaziz’e Övgü: İstiḫrâc-I Ḥıfẓî(2025) Kara, SerdalÇalışma konumuz 19. yüzyıl Bektaşi şairlerinden Hıfzî’nin İstiḫrâc-ı Ḥıfẓî adlı manzum eseridir. Hıfzî bu eserinde Sultan Abdülaziz’in tahta çıkması ile oluşabilecek muhtemel sonuç, anlam ve beklentiler üzerinde durmaktadır. Toplam kırk beş beyitten oluşan metin 8+8 on altılı hece ölçüsü ile yazılmıştır. Metinde gerek ses tekrarı gerek iç kafiye ve gerekse de rediflerle ahenk sağlanmaktadır. Metin şekil dışında konu ve içerik bakımından; farklı tasavvufi inançları bünyesinde eriterek İslamiyet öncesi Türk unsurları ihtiva eden ve 15. yüzyılda ananesi oluşan Bektaşilik anlayışı ile ilgili unsurlar içermektedir. Bunun yanı sıra metinde baskı dönemleri sonrası Sultan Abdülaziz’i özlemle bekleyiş ve Sultan Abdülaziz’e övgü ile ilgili duygu ve düşüncelere de yer verilmektedir. Çalışma giriş, dil özellikleri, metin ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Bektaşilik inancı ve Bektaşiliğin diğer tarikatlarla olan ilişkisi hakkında bilgi verilmekte, Sultan Abdülaziz dönemine kadar olan Bektaşilik tarihi genel olarak değerlendirilmektedir. Daha sonra metnin gerek şekilsel ve gerekse de muhteva açısından özelliklerine değinilmekte ve manzume şairi hakkındaki bilgilere yer verilmektedir. Dil özellikleri bölümünde yazım ve ses özellikleri üzerinde durulmakta ve ses özelliklerinden dudak uyumu ele alınmaktadır. Dil özellikleri sonrası metnin çeviri yazısına yer verilmektedir. Son olarak metin ile ilgili elde edilen bulguların değerlendirildiği sonuç bölümü yer almaktadır.Article Kur’an’a Göre Kader ve Özgürlük İlişkisi(2024) Turan, Maşallahİnsan zihnini en çok meşgul eden konulardan bir tanesi de kader ve özgürlük olgularının birbirine zıt olup olmadıkları meselesidir. Bu sadece günümüzde tartışılan bir konu değildir. Geçmişte de aynı konu enine boyuna tartışılmıştır. Konu hakkında kafa yoranların bir kısmı insanın her alanda özgür olduğu neticesine varırken, bir kısmı ise bireyin bir zorunluluk altında eylemlerini yaptığı görüşüne sahip olmuşlardır. Kimi düşünürler de konu hakkında orta bir yol geliştirme çabası içine girmişlerdir. Görünen o ki aynı konu gerek günümüzde gerekse gelecekte etraflı bir şekilde farklı boyutlarıyla tartışma konusu olmaya devam edecektir. Bizim bu çalışmadaki amacımız, İslam dininin birinci kaynağı olan Kur’an ayetleri bağlamında, kader ile özgürlük ilişkisini ifrat ve tefrite düşmeden itidal düzlemde ele alıp daha ikna edici bir sonuca varmaya çalışmaktır. Geçmişte de böyle bir çaba sergileyen düşünürlerin mutedil bir düzlemde kalabilme adına hangi argümanları geliştirdiklerini hatırlatıp değerlendirmektir. Çalışma yapılırken, nitel yöntemle beraber doküman analizi yöntemi kullanıldı. Bu bağlamda öncelikli olarak kader ve özgürlük anlayışlarının İslam düşünce tarihindeki seyri ele alındı. Akabinde kader hakkında bilgiler verilerek Kur’an’da kaderin nasıl bir yer tuttuğuna değinildi. Sonrasında kader ve özgürlük olgularının Kur’an açısından nasıl bir kategoride ele alınması gerektiği üzerinde duruldu. Sonuç olarak insanın sorguya çekileceği alanda iradesiyle hareket edip özgür olduğu, kendisine seçim hakkının verilmediği alanda kadere tabi olduğu, bazı durumlarda ise bir yönüyle kadere teslim olurken bir yönüyle de özgürce hareket edebildiği tespit ve tahliller neticesinde görülmüş oldu.Article A Very Rare Presentation Of Tubal-Ovarian Torsion in a Patient with Endometrioma: A Case Report(2024) Kurnuc, Fatma; Balsak, DenizEndometriozis üreme çağındaki kadınlarda giderek daha fazla teşhis edilmekte ve kadınların %10’unu etkilediği tahmin edilmektedir. Nadir vakalarda endometrioma akut karın tablosuyla birlikte görülür. Ancak bu hastalarda endometrioma ile adneksal torsiyon çok nadirdir. 38 yaşında bir kadın hasta, 4 saattir başlayan aralıklı sol kasık ağrısıyla acilen kadın doğum polikliniğine başvurdu. Hastada aralıklı ağrı ve eşlik eden kusma vardı. Biyokimyasal inceleme normal aralıklarda değerlendirildi. Yaşamsal bulgularında anormallik yoktu. Ultrason görüntülemede endometrioma ve sol adneksal boşlukta heterojen görüntüler ortaya çıktı. Endometrioma torsiyonu düşünülerek acil cerrahiye karar verildi. Laparoskopi planlandı. Operasyon sırasında sol overde endometrioma ve tuba-ovarian torsiyon görüldü. Operasyon sırasında detorsiyone edildi. Endometrioma kist eksizyonu yapıldı. Hasta iyileşmek üzere hastaneden taburcu edildi. Endometrioma vakalarında torsiyon çok nadirdir. Endometriomalar genellikle komşu yapılara sıkıca yapışıktır ve bu nedenle, bu kistlerdeki torsiyon oranı hakkında yeterli veri olmamasına rağmen, adneksal torsiyona neden olma olasılıkları daha düşük görünmektedir. Bu olgu sunumuyla, endometriomadaki torsiyon hakkındaki literatüre katkıda bulunmayı düşündük. Endometrioma hastalarının akut karınla acil servise başvurduklarında çok nadir görülebilen tuba-ovaryan torsiyona sahip oldukları akılda tutulmalıdır.Article Siber Mekânda Duygu Deneyimleri Bağlamında Meditasyon Uygulamaları(2024) Demir, Ali Eren; Yücedağ, İbrahimİşsizlik, yoğun iş saatleri, iş stresi, ekonomik problemler ve toplumsal travmalar gibi etkenler bireyin duygusal durumunu etkilemektedir. Bu bağlamda, duygular ve duyguların düzenlenme biçimleri sosyal bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, yüz yüze terapiler, meditasyonlar veya psikoterapiler gibi duygu düzenlemesi yöntemleri, sosyo-ekonomik nedenlerle sınırlı bir erişime sahip olabilmektedir. Bu ihtiyacı karşılamak isteyen bireyler hızla büyüyen “mutluluk endüstrisine” yönelmektedir. Bu endüstri, bireylere nasıl hissetmeleri gerektiği konusunda öğütler veren terapi söylemlerini içeren bir kültür ve piyasa oluşturmaktadır. Son zamanlarda, akıllı telefon uygulamaları aracılığıyla siber mekânda yaygınlaşan bu terapi kültürü ve piyasası, bireye her an her yerde “mutlu olma”, “stresten uzaklaşma”, “rahatlama” gibi vaatler sunmaktadır. Bu çalışmada, kişisel gelişim ve farkındalık uygulamalarından örnek olarak, kadınlara yönelik popüler bir uygulama olan “Goddess” ve stres azaltma amacıyla ortaya çıkan “Meditopia” incelenmiştir. Fenomenolojik bir yaklaşımla gerçekleştirilen çalışmada, bu uygulamaları kullanan bireylerin deneyimleri, Google Play uygulama mağazasındaki yorumlar kullanılarak MAXQDA 2018 programı ile kodlanmış ve incelenmiştir. Bu uygulamaları kullanan bireyler, duygularını yönetmek için kendi farkındalıklarını kullanmaları gerektiğini vurgulayan bu uygulamalar aracılığıyla anksiyete ve stresle başa çıkma, sosyal destek bulma ve sakinlik elde etme çabası içindedir. Bu çalışma, bu uygulamaların yararlılık ölçütünü değerlendirmemekle birlikte, kullanıcı yorumları üzerinden bireylerin deneyimlerini anlamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, kullanıcılar bu uygulamaları rahat uyuma, rahatlama, stresten uzaklaşma ve anlayışlı biriyle konuşma gibi şekillerde değerlendirmektedir. Ancak, siber mekânda duyguların düzenlenme biçimleri üzerine sosyolojik araştırmaların sınırlı olduğu ve daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Bu makale, sosyal araştırmalara dayalı olarak, bireylerin duygusal deneyimlerini anlamak için siber mekânda kullanılan uygulamaların etkisini daha fazla incelemeyi önermektedir.Article Kâsımî'nin Tefsirinde Kitâb-ı Mukaddes Nakillerine Yaklaşımı(2025) Kaplan, Abdurrahimİsrâiliyat, Yahudilik, Hristiyanlık gibi diğer din ve kültürlerden etkilenerek nakledilen rivayet türü malzemelerdir. Kur’ân’ın Kitâb-ı Mukaddes’e atıfta bulunması ve sahabenin Medine’de Yahudi halkıyla etkileşimi gibi pek çok durum, Müslümanların Yahudilik, Hristiyanlık ve diğer din ve kültürlerin kaynaklarından yararlanmasına sebep olmuştur. Erken dönem müfessirleri, bu rivayetleri herhangi bir tasnife tabi tutmadan eserlerine almışlardır. Klasik tefsirlerde ise benzer bir yöntem uygulanmış, ancak erken dönemden farklı olarak sadece isnadın zayıf olabileceğine dair uyarılarda bulunulmuştur. Çağdaş dönem müfessirleri ise tarihî olaylar, peygamber kıssaları, ahlakî ve dinî konularda İslâm’ın temel ilkeleriyle çelişebilecek isrâîliyyât türü bilgiler yerine, Kitâb-ı Mukaddes’ten yararlanmayı tercih etmişlerdir. Bu yöntem, İslâm inanç ve uygulamalarına aykırı birçok isrâili bilginin tefsirlerden çıkarılmasını sağlamak ve nakledilen bilgilerin doğruluk derecesini artırmak amacıyla benimsenmiştir. Çağdaş dönemde isrâîliyyât türü rivayetlere alternatif olarak Kitâb-ı Mukaddes nakillerini tercih eden müelliflerden biri, Mehâsinü’t-Te’vîl adlı eserin yazarı Cemâleddîn el- Kâsımî (1866-1914)’dir. Kâsımî’nin eserini değerli kılan en önemli özelliklerden biri, İslâm’ın temel ilkeleriyle çelişebilecek isrâîliyyât türü bilgiler yerine Kitâb-ı Mukaddes’ten yararlanmayı tercih etmesidir. Kâsımî’nin âyet tefsirlerinde, isrâîliyyât türü rivayetler yerine konuyla ilgili Kitâb-ı Mukaddes’ten istişhatta bulunması, onu bu alanda önemli bir konuma getirmiştir. Bu çalışmada, Kâsımî’nin Kitâb-ı Mukaddes nakillerine bakışı, bu bilgileri nakletme amacı, Kitâb-ı Mukaddes’e dair anlayışı ve nakil sınırları üzerinde durulmuştur. Kâsımî’nin bazı yerlerde Kitâb-ı Mukaddes’ten sayfalarca alıntı yapması, aynı konuya dair Tevrat, İncil ve diğer Yahudi kaynaklarından faydalanması, İsrâîliyyât rivayetlerine alternatif olarak Kitâb-ı Mukaddes nakillerini bir yöntem olarak benimsediğini ve bu yöntemi eserine başarılı bir şekilde yansıttığını göstermektedir. Bu çalışma sonucunda, tefsir kaynaklarında isrâîliyyât rivayetleri yerine Kitâb-ı Mukaddes nakillerinin kullanımının daha yararlı olabileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır.Article Pasolini Sinemasında Direnirken Kaybedenlerin Öyküsü: Mamma Roma (1962)(2025) Çağıl, FeritYönetmen, şair, yazar gibi pek çok sıfatı taşıyan Pier Paolo Pasolini’nin sinema dünyasındaki etkisi günümüzde de devam etmektedir. İtalyan yeni gerçekçi sinemacılarla tanışan ve onlardan ilham alan yönetmen bu tanışmadan sonra anlatmak istediklerini sinema vasıtasıyla gerçekleştirir. Pasolini’nin kültürel ve entelektüel birikimi kendisini en çok sinema filmlerinde hissettirir. Özellikle ilk dönem çektiği filmler kapitalizm ve burjuva eleştirisi açısından büyük önem taşımaktadır. İtalyan yeni gerçekçi sinemanın kodlarını filmlerinde sıklıkla kullanan yönetmen bunları entelektüel birikimiyle harmanlayarak izleyiciye aktarmaktadır. Alt sınıf ve toplumun dışına itilmiş bireylerin yaşadıkları ekonomik bunalım ve sosyal dışlanmışlığı birey üzerinden aktarmak, Pasolini sinemasının temel özellikleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda çalışma Pasolini sinemasında kapitalizm ve burjuvazinin insanlar üzerinde yarattığı tahribatı irdelemeyi amaçlamaktadır. Çünkü Pasolini için bu sadece bir yanılsamadan ibarettir. Bu amaç doğrultusunda kapitalizm ve burjuvaziye ağır eleştiriler yönelttiği filmi Mamma Roma (1962) amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiş ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Pasolini ilk filmi Accattone’de olduğu gibi Mamma Roma filminde de isteklerini gerçekleştirme peşinde savaş veren alt sınıf karakterlerin hikâyesine odaklanmaktadır. Alt tabakada yaşayan insanların hayalini kurduğu burjuva yaşamına geçme arzusu, onlar için yıkımdan öte bir anlam taşımamaktadır. Pasolini, bu yıkımı filmin sonunda Ettore’nin ölümü ve Mamma Roma’nın sokaklarda biçare bir şekilde dolaşmasıyla izleyiciye aktarmaktadır. Yönetmen filmde İtalyan yeni gerçekçi sinemanın estetik ve ideolojik öğelerini kendi üslubuyla yorumlayarak beyazperdeye aktarmıştır. Bu film sadece durumu ortaya çıkarmakla kalmamış aynı zamanda bunun nedenleri üzerinde de durmuştur. Toplumsal gerçekliğin değişmediği, bu çürümüşlüğün toplumun tüm katmanlarına sirayet ettiği gerçeği Pasolini’nin özellikle vurgulamak istediği noktadır. Çalışma; Pasolini’nin filmde bireyler üzerinden toplumsal bir eleştiri yaptığı, kapitalizm ve burjuvanın bireyler üzerinde yanıltıcı bir tahakküm kurduğu ve bu yanılsamanın ölümle bittiği sonucuna ulaşmıştır.Article Seçilmiş Ülkelerde Yüksek Teknolojili Ürün İhracatı ve Ekonomik Büyüme İlişkisi(2021) Dabakoğlu, Mehmet; Doru, Ömerİthal ikameci politikaların terkedilip, yerine ihracata dayalı büyüme politikaların benimsenmesiyle beraber dünya hızla küreselleşmeye başlamış ve dış ticaret yoğunluğu artmıştır. Artan dış ticaret beraberinde rekabeti getirmiş ve dolayısıyla ihracata konu olan malların katma değeri de önem kazanmaya başlamıştır. Yaşanan bu gelişmeler karşısında ekonomik büyümede katma değeri yüksek olan yüksek teknolojili ürünler ihraç etmenin önemi ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada 1995-2018 dönemi için AB’ye üye olan 11 geçiş ekonomisinde yüksek teknolojili ürün ihracatı, brüt sabit sermaye oluşumu ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki panel veri analizi ile test edilmiştir. Analiz sonucunda, değişkenler arasında eş-bütünleşme ilişkisi olduğu görülmüştür. Yapılan AMG eş-bütünleşme tahmincisi yardımıyla yüksek teknolojili ürün ihracatı ve brüt sabit sermaye oluşumunun ekonomik büyümeyi pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.Article Ulemadan Münevvere Osmanlı Müelliflerinin Yerel Dillere Bakışı (Kürtçe Örneği)(2024) Arslan, MesutUlema ve münevver bu çalışmada Osmanlı klasik çağı ile Tanzimat sonrası modernleşme sürecini temsil eden iki aydın tipidir. Bu iki tip aynı zamanda dönemlerinin düşünce yapısını, olaylara bakış açısını ve Osmanlı tasavvurunu da temsil etmektedir. Doğası gereği bu iki aydın tipi arasında bir farklılıktan ve çekişmeden söz edilebilir. Bu durum pek çok konuda kendini göstermektedir. Bu çalışmada bu düşünce ve bakış açısı farkının merkezine Kürt dili özelinde yerel dilleri koyacağız: Osmanlı’nın klasik döneminde geleneksel tarzda eğitim almış uleması ile modern dönemde Batılı tarzda eğitim almış münevverinin başta Kürtçe olmak üzere Osmanlı’da konuşulan yerel dillere bakış açısını inceleyeceğiz. “Bu iki eğitimli grup Osmanlı’nın mevcut durumunda ve gelecek planlamasında Kürtleri ve Kürt dilini nereye koyuyordu?” sorusuna cevap arayacağız. Osmanlı klasik çağında imparatorluk atmosferi içinde sıradan bir olgu olan çok dilliliğin Tanzimat sonrası dönemde nasıl çözülmesi gereken bir “sorun” hâline geldiğini örneklerle inceleyeceğiz. Bu bağlamda Gelibolulu Âli, Evliya Çelebi, Namık Kemal, Şemseddin Sâmi, Babanzade İsmail Hakkı, Said-i Meşhûr, Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp gibi şahsiyetler ile İstanbul’da yayımlanan Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi, Rojî Kurd dergisi, Serbestî gazetesi ve Diyarbekir’de neşredilen Peymân gazetesi başlıca araştırma kaynaklarımız olacak.Article Ovarian Teratoma Torsion With Ca 19-9 Elevation: Case Report(2025) Kurnuc, Fatma; Balsak, DenizOvarian torsion is a rare gynecologic emergency and causes serious medical problems. The diagnosis of ovarian torsion is not always easy. Ovarian torsion is the most common complication with a confusing ultrasonographic diagnosis. Although the demonstration of blood flow by Doppler ultrasonography does not rule out the diagnosis of ovarian torsion, a serum marker with high reliability and sensitivity in the preoperative diagnosis of ovarian torsion has not yet been defined. A 19-year-old G0P0 patient was admitted to our clinic with pelvic pain lasting 1 week. Abdominopelvic ultrasound revealed a 9 cm diameter lobulated cystic lesion in the right adnexa. Abdominopelvic magnetic resonance imaging (MRI) showed a 90 × 88 mm cystic lesion consisting of heterogeneous solid structures. The left ovary and other intra-abdominal structures were normal. Tumor markers were as follows: CEA: 24.90 U/mL, AFP: 40 U/mL, CA 15-3: 23.4 U/mL, CA 19-9: 383 U/mL. The patient's MRI report was suspicious for malignancy, and the diagnosis of torsion could not be clarified. As the patient’s condition progressed, laparotomy was decided upon, and a frozen examination was requested. Cystectomy was performed after the findings were compatible with a dermoid cyst. CA 19-9 is a tumor marker that is increased, especially after ovarian teratoma torsion, and may be useful in diagnosing clinical teratoma torsion. However, larger studies are needed to confirm this hypothesis.
