TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/1836
Browse
Browsing TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Department "[Belirlenecek]"
Now showing 1 - 20 of 172
- Results Per Page
- Sort Options
Other THE EARLY IRON AGE CEMETERIES OF THE LAKE VAN BASIN: AN OVERVIEW OF BURIAL TRADITION OF PRE-URARTIANS(2018) Aynur ÖzfıratThe aim of this article is to evaluation of the burial tradition of pre-Urartians in the basin of Lake Van. After the Middle Bronze Age, which had a strong pastoral character, and towards the end of the Late Bronze Age, new pottery, architectural and metallurgical traditions, new settlement pattern and new burial customs emerged in the highland of eastern Anatolia in the Early Iron Age. One of the most remarkable changes is the settlement system, great numbers of fortresses and their cemeteries in the highlands and foothills have been recorded in eastern Anatolia which is also the case southern Caucasia and northwestern Iran. A ruling elite together with a hierarchical social structure and the steps towards the sedentary life started to form around the socio-economic centers, a lifeway between pastoralism and sedentary had taken place in the whole region. Lake Van Basin is the most investigated area, excavations at cemeteries of Ernis (Ünseli) Karagündüz, Yoncatepe, Dilkaya, and a great number of cemeteries which is mainly connected with the highland fortresses found in the survey represent the Early Iron Age burial tradition in the basin. The graves and stelae from Hakkari are quite remarkable finds of the pre-Urartian elite, or the rulers of Uruatri and Nairi lands. This paper also emphasizes the role of Early Iron Age investigations in the basin which is important for the foundation period of the Urartian Kingdom as well as understanding the local polities of pre-Urartians.Article Chondrostoma regium'un Kas ve Gonad Dokusu Total Lipit, Fosfolipit ve Triaçilgiserol Yağ Asidi Kompozisyonu(2018) Semra Kaçar; Mehmet Başhan; S Ahmet OymakBu çalışmada, bir tatlı su balığı olan Chondrostoma regium'nın kas ve gonad lipitleri, gaz kromatografisi ile incelendi. En önemli yağ asitleri; doymuş yağ asitlerinde (DYA); palmitik asit (C16:0) (% 23.29-26.58) ve stearik asit (C18:0) (% 9.69-11.33), tekli doymamış yağ asitlerinde (TDYA); oleik asit (C18:1n-9) (% 16.91-19.96) ve palmitoleik asit (C16:1n-7) (%5.30-8.76), n-6 aşırı doymamış yağ asitlerinden (ADYA); arakidonik asit (C20:4n-6) (% 4.45-9.32) ve n3 aşırı doymamış yağ asitlerinden (ADYA), eikosapentaenoik asit (C20:5 n-3, EPA) (% 3.42-11.56) dokosahekzaenoik asit (C22:6n-3, DHA) (% 4.20-13.10) idiArticle Efficiency of Mini VIDAS and Culture Technique for Detection of Campylobacter Spp. In Minced Beef(2015) Serap Kılıç Altun; Semra Gürbüz; Sevil Erdenliğ GürbilekBu çalışma, Bolton ve Preston brothlarda zenginleştirilmiş sığır kıymalarından Campylobacter türlerinin tespitinde, mini VİDAS otomatik immunoassay system ve konvansiyonel kültür tekniğinin etkinliklerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Erzurum ilindeki (Türkiye) yerel marketlerden toplam 92 sığır kıyma örneği toplandı. Camylobacter türlerinin tespiti için sığır kıyması örnekleri, 42oC'de 48 h zenginleştirmeyi takiben mini VIDAS (bioMérieux, France) ve paralel olarak supplement içeren besi yerlerinde test edildi. Pozitif sonuçlar, kontrol suşları (ATCC 33559, ATCC 33560) kullanılarak selektif besiyerlerinde konvansiyonel kültür tekniği ile doğrulandı. İncelenen 92 sığır kıymasının 11 (% 11.95)'i ve 10 (%10.86)'u sırası ile mini VIDAS ve konvansiyonel kültür tekniği ile pozitif bulundu. Konvansiyonel kültür tekniğine göre Mini VIDAS'ın duyarlılığının daha yüksek olduğu ve daha doğru sonuçlar verdiği saptandı. Ayrıca, her iki broth'un zenginleştirme amacıyla etkin olarak kullanılabileceği kanaatine varıldıArticle INFLUENCE OF DIETARY HABITS OF UNIVERSITY STUDENTS ON BODY MASS INDEX (BMI) (A COMPARATIVE STUDY AMONG EGYPT AND SAUDI ARABIA AND TURKEY)(2015) Hala Hassan El Sayed; Mona Mohamed El-shafei; Lokman ToprakErgenlerde görülen beslenme alışkanlıkları ve uygulamaları veya yeme alışkanlıkları onların sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Alkolsüz içecekler, tatlı içecekler, fast food tüketiminin aşırı düzeylere varması alımı, meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar, süt ürünleri ve diğer kalsiyum katkılı gıdaların yetersiz alımı; düşük düzeylerde egzersiz yapımı ile artan obezite oranları ile ortaya çıkan olumsuz sağlık sonuçları; bu yaş grubunun beslenme ve yaşam tarzı özelliklerini yeniden gözden geçirmelerinin bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu çalışma Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında karşılaştırmalı bir araştırma olarak farklı kültürlerde ağırlık fazlalığı ya da eksikliğinde (BMI) üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma 450 öğrencinin (her bölgeden 150) beslenme alışkanlıklarını ortaya çıkaracak bir anket formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. BMI (ağırlık / boy2 kg / m 2) ölçülmüş (tüm ölçümler çalışma bölgelerinde de aynı koşullar altında alınmıştır) ve göreceli ağırlık endeksi olarak kullanılmıştır. Sonuçlar Suudi Arabistanlı öğrencilerin yaklaşık yarısının (% 43.33) kilolu, Türkiye’deki numunelerin çoğunluğunun (% 75.3) normal kilolu olduğunu, Mısır'da ise özellikle kadın katılımcıların 50.67%’sinin kilolu olduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan sonuçlar; bütün faydalarına rağmen kahvaltının en sık atlanan öğün olması gibi üniversite öğrencileri arasında pek çok sağlıksız beslenme alışkanlıkları olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını değiştirecek, sağlıklı gıda ve diyet çeşitliliğini tanıtacak; eğitim programları önermektedir.Other Zeki Demirkubuz Sinemasında Şiddet: Masumiyet ve Kader(2015) Pelin Erdal AytekinBu çalışma Zeki Demirkubuz’un şiddet olgusunu anlama ve aktarma biçimini ele almaktadır. Çalışmanın amacı sinema anlatısını yalnızca şiddeti anlamak için araç olarak kullanmak değil, daha çok sinema anlatısıyla kurulan tekil, küçük ve “anlamsız” hayatların eşliğinde şiddetin dönüştürdüğü dünyanın anlaşılabilir kılınabilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, Demirkubuz’un şiddeti “bir insanlık hali” olarak konumlandırdığı Masumiyet (1997) ve Kader (2006) filmlerindeki şiddet olgusu detaylı bir film analizi ile bahsi geçen sorunsal bağlamında tanımlanmaya çalışılmaktadır. Demirkubuz’un Kader ve Masumiyet filmlerinde yarattığı sinematografik dil auteur eleştirisine göre incelenmiş; bu inceleme mizansen eleştirisiyle desteklenerek Demirkubuz sinemasında şiddetin farklılaşan görünümleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma, Demirkubuz’un anlatılarında yarattığı karakter atmosferinin etkisiyle Türkiye sineması içerisinde şiddeti görünür hale getiren önemli yönetmenler arasında bulunduğunu ortaya koymaktadır. Demirkubuz’un hayata yenilmiş ve kadere boyun eğmiş karakterlerinin şiddet olgusunu açık bir biçimde gözler önüne seren bir özellik taşıdığı gözlemlenmektedir.Article Ortaöğretim öğretmenlerinin pozitif Okul yönetimi ve örgütsel bağlılıklarının incelenmesi(2014) Abdullah Adıgüzel; Halil KaradaşBu araştırma, Şanlıurfa il merkezindeki liselerde görev yapan öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi ile Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve çeşitli değişkenler açısından incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi ve Örgütsel Bağlılık Algı Düzeylerini etkileyen bazı faktörler tespit edilmiştir. Bu bağlamda “Okul türleri” öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeylerinde farklılaşırken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeylerinde farklılaşmamaktadır. “Cinsiyet” değişkenine ilişkin, Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeyinde anlamlı farklılaşma görülmezken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde ise anlamlı düzeyde farklılaşma görülmüştür. “Mezun olunan fakülte değişkeni”, öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeylerinde anlamlı düzeyde farklılaşırken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde ise farklılık göstermemektedir. Diğer yandan “Okulumuz fiziksel ve teknolojik altyapısı açısından öğrenme için uygundur”, “Okul yönetiminizin ağırlıklı yönetim stili”, “Okul yönetiminin karar verirken öğretmenlerin görüşlerine başvurması” ve “Eğitim düzeyi” değişkenleri, hem Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeyi hem de Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde anlamlı düzeyinde farklılaşmaktadır. “Mesleki kıdem” değişkeninde ise, öğretmenlerin Pozitif Okul Yönetimi Algı Düzeyinde farklılaşma olmazken, Örgütsel Bağlılık Algı Düzeyinde anlamlı düzeyde farklılaşma göstermektedir.Article Sentetik ve Modern Ekmeklik Buğday Genotiplerinin (Triticum aestivum L.) Verim ve Kalite Özelliklerinin Karşılaştırılması(2017) Aktaş, Hüsnü; Karaman, Mehmet; Erdemci, İrfan; Kendal, Enver; Tekdal, Sertaç; Kılıç, Hasan; Oral, ErolBu çalışma, kışlık gelişme tabiatına sahip 14 modern ekmeklik ve 11 sentetik buğday genotipinin tane verimi ve bazı kalite özellikleri bakımından karşılaştırılması amacıyla 2014- 15 ve 2015-16 yetiştirme sezonlarında Elazığ ili sulu şartlarında yürütülmüştür. Denemeler tesadüf blokları deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak kurulmuş, birleştirilmiş varyans analiz sonuçlarına göre incelenen tüm özellikler bakımından genotipler arasındaki fark 0.01 düzeyinde istatistiki olarak önemli bulunmuştur. İki yıllık ortalama sonuçlara göre, sentetik ve modern ekmeklik buğday genotiplerinin tane verimi ortalaması sırasıyla 720 ve 707 kg da-1; bin tane ağırlığı için 41.42 ve 37.35 g; protein oranı için %10.71 ve %10.79; yaş gluten değeri %31.7 ve %30.7 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada sentetik buğday genotipleri bin tane ağırlığı bakımından daha üstün özelliğe sahipken, tane verimi bakımından daha yüksek bir ortalamaya sahip olmalarına rağmen bariz bir üstünlük tespit edilememiştir. ANOVA ve GGE biplot analizleri sonucuna göre sentetik buğday genotipi S-4'ün bin tane, yaş gluten ve protein özellikleri bakımından, modern ekmeklik buğday genotipi M-3'ün ise zeleny sedimantasyon ve hektolitre özellikleri için en ideal değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda sentetik buğday genotiplerinin tane verimi ve kalite özellikleri bakımından iyi bir potansiyele sahip olmakla beraber, dikkatli ve etkili bir seleksiyon ile modern ekmeklik buğday genotiplerinden daha üstün özelliklere sahip sentetik buğday genotiplerin belirlenebileceği ve bu konuda daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Other Merkez – çevre yaklaşımı bağlamında 1980 sonrası Mardin siyasetinde öne çıkan ana eğilimler(2013) Musa Öztürk; Devrim ErtürkMerkez-çevre yaklaşımı siyaset bilimi, ekonomi ve sosyoloji başta olmak üzere pek çok disiplin tarafından iktidar, güç ve hegemonya ilişkilerini çözümlemede yaygın olarak kullanılmaktadır. Siyaset bilimi açısından merkez-çevre yaklaşımı toplumu, iktidar araçlarına sahip olanlar ve olmayanlar şeklinde ikili bir tasniften hareketle açıklamaya çalışmaktadır. Toplumsal olayların ikili bir tasniften hareketle açıklanmaya çalışılması kültürel, dini, etnik gibi çeşitlilik unsurlarının homojenize edilmesi yönünde bir ön kabulü içerse de toplumsal çeşitliliği yansıtmasına imkân vermesi açısından her merkez-çevre kendi içinde altmerkez ve altçevre’lere sahiptir. Doğası gereği her toplumun yapısı farklı olduğundan siyasal, etnik, dini, kültürel vb. sosyal olgular merkez-çevre ilişkilerinin çözümlenmesinde kilit bir öneme sahiptir. Mardin, geçmişten günümüze dini anlamda Müslüman ve gayrı Müslimlerin, etnik anlamda ise Arap, Kürt, Süryani, Yezidi, Keldani gibi etnik unsurların birlikte yaşadıkları bir kenttir. 1980’li yıllara kadar “kentlilik” Mardin yerel siyasetini besleyen ana damar olmakla birlikte 1980 sonrası dönemde bunun değişmeye başladığı görülmektedir. Günümüzde Mardin’de; merkezin muhafazakârlaşması ve etnik kimliğin siyasallaşması yönünde iki ana siyasal eğilimin ön plana çıktığı görülmektedir. Çalışmada merkez-çevre yaklaşımından hareketle ortaya çıkan bu eğilimler üzerinde durulacaktır.Article Cizre kırmızı medrese: Mimari, iktidar ve tarih(2014) Birgül Şengül AçıkyıldızBu makale, Cizre şehir merkezinde bulunan ve Cizre Azizan Beyi II. Şeref Han tarafın- dan kentin 15. yüzyılın sonu veya 16. yüzyılın başında Akkoyunlulardan geri alınışının anısına inşa edildiğine inanılan Kırmızı Medrese’nin mimari ve mimariye bağlı süslemelerinin döne- min kültürel ve siyasal bağlamını da göz önünde bulundurarak analizini yapmayı amaçlamış- tır. Yazıda mescit, türbe, müderris ve öğrenci odaları ile avludan oluşan medrese kompleksi- nin ayrıntılı tasviri yapılarak, Anadolu, Kuzey Mezopotamya, Suriye, İran ve Orta Asya yapılarıyla karşılaştırmalı bir değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Geniş bir bölgede farklı İslam devletleri tarafından üretilmiş olan öncülleri ve aynı dönem yapılarıyla yapılan karşılaş- tırmalar medresenin özgün mimari özelliklerinin ve İslam mimarisi tarihindeki yerinin anla- şılmasını sağlamıştır. Son olarak da 15. yüzyıl mimarlık tarihine damgasını vuran ve iktidar sembolü haline dönüşmüş olan Timurlu üslubunun Cizre hakimi Kürt Azizan Beyi II. Şeref Han’ın hamiliğini yaptığı medresesinde kullanılarak iktidarının mimaride nasıl vücut bulduğu ve sembolü haline geldiği Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Osmanlı örnekleriyle karşılaştırarak tartışılmıştır.Article OKUL MÜDÜRLERİNİN MÜZAKERE BECERİLERİNE İLİŞKİN BİR ANALİZ(2013) M Cevat Yıldırım; Ahmet Kaya; Refik Balay; Salih YılmazOkullar, örgütsel çatışmaların kaçınılmaz olarak yaşandığı örgütlerden yararlanılan yöntemlerden biri de müzakeredir. Bu bağlamda okul müdürlerinin müzakere becerileri büyük önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı, okul müdürlerinin müzakere becerilerine ilişkin bir analiz yapmaktır. Araştırmanın evreni, 2012-2013 öğretim yılında Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesindeki ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 2323 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise tabakalı örnekleme yöntemiyle belirlenen 151 ilkokul, 141 ortaokul ve 72 lise öğretmeni olmak üzere toplam 364 öğretmen oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Özgan, Çelik ve Bozbayındır tarafından geliştirilen Müzakere Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel istatistiklerden aritmetik ortalama ve standart sapma, parametrik analiz tekniklerinden t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizinde ortaya çıkan farkın anlamlı bulunduğu durumlarda Scheffe testi uygulanmıştır. Anlamlı çıkan farkın etki büyüklüğünü belirlemek için t testinde d değeri, tek yönlü varyans analizinde eta-kare değeri incelenmiştir. Sonuçlar, okul müdürlerinin müzakere becerilerinin hem genel toplamda hem de Güven Ortamı Oluşturma ve Çözümden Yana Olma boyutlarında orta düzeyde olduğunu göstermektedir. Okul müdürlerinin müzakere becerilerine ilişkin öğretmen görüşleri arasındaki fark; cinsiyet, görev yapılan okuldaki öğretmen sayısı, okulda karar alınırken öğretmenlerin görüşlerine başvurulup başvurulmaması ve okul müdürünün başat yönetim stili değişkenleri açısından tüm boyutlarda, kıdem değişkeni açısından ise sadece Çözümden Yana Olma boyutunda anlamlı bulunmuştur. Bu sonuç, bu değişkenlerin okul müdürlerinin müzakere becerilerini etkilediğini göstermektedirArticle Köy Gerçekliği Bağlamında Türk Sinemasında Edebiyat Etkisi: Lütfi Ömer Akad Sineması(2015) Pelin Erdal AytekinGerçekçilik bir ifade biçimi olarak, ilk günlerinden bu yana sinematografik anlatı içerisinde yer almıştır. Daha önce örnekleri bulunmakla birlikte, gerçekçi bir ifade biçiminin Türk sineması içerisinde kendini belirgin bir biçimde göstermesi, edebiyattaki gelişime paralel olarak 1950'li yıllarda olmuştur. Bu yıllar aynı zamanda Tiyatrocular Dönemi'nden, Sinemacılar Dönemi'ne geçişin, Türk sinemasında yeni ve özgün bir dil arayışının başladığı yıllardır. Ülkedeki ekonomik bunalıma; köy enstitülerinin kurulması ve buradan yetişen yeni bir edebiyatçı kuşağın kırsalın sorunlarına eğilmesi eklenince, Türk edebiyatında o güne kadar görülen batı etkisinde bir değişim meydana gelmiştir. Böylece yeni bir sinema dili oluşturmayı amaçlayan genç yönetmenler, edebiyatın bu yeni ifade biçimine yakın duran bir üslup kaygısı içerisine girmiştir. Edebiyat ve sinema arasındaki bu paralel değişim, iki farklı sanat dalının birbirini etkilemiş olduğunu göstermektedir. Lütfi Ömer Akad ise bu değişimde hem sinemanın kendine has dilini yaratmayı hedeflemiş hem de bu değişimi, gerçekçi ve toplumsal bir ifade biçimi ile birlikte ele almaya çalışmıştır. Bu yönüyle Akad, özellikle "köy gerçekliği" ya da kırsal gerçekçiliği ele alan filmleri ile kendinden sonra gelecek olan kuşaklara da öncülük etmiştir.Article İbn S?n?’nın zihin Felsefesinde eylem süreci(2014) Yunus CengizBu makalenin amacı, İbn S?n?’nın düşüncesinde açıklandığı şekliyle eylem sürecini ve bu süreci oluşturan zihinsel durumları çözümlemektir. Felsefî açıdan eylem, bir dizi zihinsel halin eşlik ettiği bir süre ç sonucunda ortaya çıkar. İbn S?n ? da bu minvalde bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Ona göre, eylemin yani ihtiyarî hareketlerin oluşması, idrak, iştiyak ve bedensel hareketlerin oluşmasına bağlıdır. Bu bir süreçtir ve İbn S?n?’ya göre tahayyül, düşünme, iştah, öfke ve irade gibi kimi haller bu sürecin temel unsurlarıdır. Bu makalede, İbn S?n?’nın eylem teorisinde söz konusu zihinsel hallerin eylem sürecinde birbirleriyle olan ilişkileri ve eylemin ortaya çıkması açısından icra ettikleri işlevler tahlil edilmektedir.Article İBN SÎNÂ’NIN TANRI ANLAYIŞININ DAYANDIĞI TEMEL İLKELER(2014) Ömer BozkurtBu çalışmada İbn Sînâ’nın Tanrı anlayışının dayandığı temel ilkeleri belirlemeye çalıştık. Bunlar şöyle sıralanabilir: 1. Varlığının Zorunluluğu: Zorunlu bir varlık var olmalıdır. 2. Nedensizlik: Herhangi bir nedeni yoktur. 3. Teklik: Ortağı, dengi veya benzeri yoktur. 4. Birlik/ Basitlik: Çokluğu barındırmaz, bileşik değildir. 5. Etkinlik: İlim/Akıl. Bu ilkeler aynı zamanda İbn Sînâ’nın Tanrı ile ilgili anlattığı birçok hususun bir tasnifidir. Ancak bu ilkeler birbirleriyle açıklanabildikleri için birbirlerine indirgenebilirler. İşte bu çalışmada bu ilkeleri, bu ilkelerin içeriklerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini ortaya koymaya çalıştık.Article POSTMODERN DÖNEMDE GERÇEKLİĞİN YİTİMİ VE BİLGE KARASU’NUN ESERLERİ(2017) Akman, İlyasİnternet, televizyon, video, radyo, kamera, uydular, fotoğraf, cep telefonu alanındaki gelişmeler, postmodern dönemde, gerçekliğin sarsılması sonucunu doğururlar. Postmodern özne, tamamen simülasyonlar tarafından kuşatılmıştır. Cep telefonu, onun hayatının vazgeçilmezidir. O, günün büyük bir bölümünde cep telefonuyla etkileşim halindedir. Telefon ekranında gördüğü binlerce simülatif görüntü, hayatının vazgeçilmezidir. Bilgisayar, kamera, televizyon, radyo, fotoğraf da onu kuşatan öteki simülasyon araçlarıdır. Tüm bunlara maruz kalan özne için, simülasyon, asıl gerçeklikten daha gerçek olarak görülür; çünkü onun hayatını belirleyen şeyler bunlardır. Gerçekliğin yitirildiği bu dönemde, hipergerçeklikler vardır. Hipergerçeklikte, gerçeklik ve gerçek olmayan arasındaki sınır ortadan kalkar. Peki gerçekliğin yitimi, edebi eserlerde etkisini nasıl gösterir? Edebi eserlerde bu durum, kendisini, düş konusuna çok fazla yer verilmesinde gösterir. Bu durum, biraz daha ileri boyuta ulaştığında da gerçek ile rüya âlemi iç içe geçer, ikisinin arasındaki sınır çizgisi bulanıklaşmaya, silinmeye başlar. Gerçeklik ve düşsellik/kurgusallık kıstası elden kayıp gittiği için bu dönem eserlerinde neyin gerçeklik neyin düşsel/kurgu olduğu tam olarak tespit edilemez ve bunlar iç içe geçerler. Bilge Karasu da gerçekliğe şüphe ile yaklaşan yazarlardan biridir. Bu yüzden, onun bazı eserlerinde düş ile gerçeklik sınırı bulanıktır. Kılavuz, Gece, Altı Ay Bir Güz, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, "Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam", "Göçmüş Kediler Bahçesi", "Düş Balıkçıları: Kubadabad 1955" isimli eserlerinde, gerçeklik ve düş arasındaki sınır un ufak edilirArticle İBN SÎNÂ’DA SUDÛRUN MANTIĞI: SEBEPLİK- SUDÛR İLİŞKİSİ HAKKINDA BİR İNCELEME(2017) Kılıç, Muhammet FatihBu makalenin amacı, İbn Sînâ'nın (ö. 428/1037) sudûr teorisinin mantığının mistik bir arka plana dayalı olarak değil, felsefi bir zemin üzerinde geliştiğini ortaya koymaktır. Bu ise, İbn Sînâcı sudûrun teorisinin, Aristoteles'in (ö. MÖ 322), Yeni-Eflâtuncu filozofların ve İbn Sînâ'nın kendi sebeplik düşüncesiyle irtibat noktaları gösterilerek yapılacaktır. Bu çerçevede, makalede, İbn Sînâ'nın sudûr teorisinin sebeplikle olan üç irtibat noktası tespit edilmiştir: Bunlar, (i) aktarıma dayalı sebeplik anlayışı, (ii) "Birden bir çıkar" ilkesi ve (iii) zâtı gereği zorunlu ve başkasıyla zorunlu/zâtı gereği mümkün ayrımıdır. Bunlardan ilk ikisi, Aristotelesçi ve Yeni-Eflâtuncu bağlama işaret eder. Üçüncü ise İbn Sînâ'nın sudûr teorisine dâhil ettiği özgün felsefi katkısını gösterir. İbn Sînâ, her biri, aynı zamanda sebeplik teorisinin özelliklerinden olan bu ilkelere dayalı olarak sudûr teorisini ortaya koyar. Böylece İbn Sînâ, kendisinden önceki Yeni-Eflâtuncu filozofların ve Fârâbî'nin (ö. 339/950) sudûr şemalarına nispetle sebeplikle irtibatı daha belirgin bir sudûr açıklaması sunarArticle Okul Çağındaki Çocukların İşçileşmesini Etkileyen Faktörler(2015) Nurettin Beltekin; Somayyeh RadmardÇocuk hakları konusunda kaydedilen önemli gelişmelere rağmen çocuklar hala büyük sorunlar ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu sorunların başında dünyada sayıları hızla artan çocuk işçiler gelmektedir. Yaşları gereği okulda olmaları gereken çocuklar hızla işçileşmektedirler. Bu araştırmanın amacı, okul çağındaki çocukların işçileşmesini etkileyen faktörleri araştırmaktır. Çalışma tarama türünde betimsel bir çalışmadır. Çalışma grubun İstanbul'da çeşitli işlerde çalışan 55 çocuk işçi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak çocukların demografik, göç, yoksulluk, eğitim ve işçileşme süreçlerini içeren açık uçlu sorulardan oluşan bir görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmelerden elde edilen verilerden yola çıkılarak çocukların işçileşmelerini etkileyen faktörler belirlenmiştir. Bulgular çocukların anlatımları bağlamında yorumlanmıştır. Çalışmada, demografik, göç, yoksulluk, eğitim ve işçileşme deneyimleri faktörlerinin öğrencilerin eğitim hayatından alıkoyduğunu ve işçileştirdiğini öğrencilerin anlatımı yardımı ile betimlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın en önemli sonuçları; demografik, göç, yoksulluk, eğitim ve işçileşme deneyimleri faktörlerinin etkisi ile çocukların kendilerini çalışmak zorunda hissetmeleri; çocukların işçileştirme faktörleri ile başa çıkamamaları ve işçileşmeleridir. Bu nedenle, eğitim hakkı bağlamında, işçileşme riski altında çocukların ve ailelerinin sosyal güvenlik sistemine alınması önerilmiştir.Article SOSYAL HİZMET BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN EMPATİK EĞİLİMLERİ İLE ÖZGECİLİK DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ(2017) Acar, Muhammet Cevat; Apak, HıdırBu araştırmanın amacı, sosyal hizmet bölümü öğrencilerinin empatik eğilim ve özgecilik düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve empatik eğilim ile özgecilik düzeylerinin cinsiyet, sınıf düzeyi, bölüme isteyerek gelip gelmeme ve sosyal çevre değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Empatik eğilim ve özgecilik sosyal hizmet disiplini ile doğrudan ilişkili temel değer ve beceriler olarak kabul edilmektedir. Ancak literatür incelendiğinde sosyal hizmet disiplini adına daha çok empati alanında çalışmaların olduğu, doğrudan özgecilik alanı ile empati ve özgecilik arasındaki ilişkiyi konu edinen çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Literatürdeki bu boşluk ve bu becerilerin eğitim sürecinde geliştirilebileceği düşünüldüğünde sosyal hizmet öğrencilerinin empatik eğilimleri ile özgeci davranış düzeyleri arasındaki ilişki önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, sosyal hizmet eğitimi için bir veri kaynağı sağlayabilir. Bu çalışma, tarama modelinin kullanıldığı nicel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini Bingöl Üniversitesi sosyal hizmet bölümünde okuyan 459 öğrenci oluşturmaktadır. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak; araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik veri formu, Dökmen (1988) tarafından geliştirilen Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ve Ümmet, Ekşi ve Otrar (2013) tarafından geliştirilen Özgecilik Ölçeği (ÖÖ) kullanılmıştır. Veriler Mann-Whitney U Testi, Kruskal- Wallis H Testi, Spearman Korelasyon Katsayısı ve Basit Doğrusal Regresyon ile analiz edilmiştir. Araştırmanın en önemli bulgusu sosyal hizmet bölümü öğrencilerinde özgeciliğin empatik eğilimin anlamlı bir yordayıcısı olduğudur. Araştırmanın sonuçlarına göre, öğrencilerin empatik eğilim ile özgecilik düzeyleri arasında orta düzeyde ve pozitif anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin sınıf düzeyi ve sosyal çevrelerine göre empatik eğilim ve özgecilik düzeylerinde bir farklılık bulunmazken; cinsiyetlerine göre anlamlı derecede farklılık bulunmuştur. Sosyal hizmet bölümüne isteyerek gelen öğrencilerin empatik eğilim puanlarının, bu bölümü istemeyerek tercih eden öğrencilerin puanlarına göre daha yüksek olduğu ve özgecilik düzeylerinin diğer öğrencilerden anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal hizmet bölümü öğrencilerinin empatik eğilimlerini ve özgecilik düzeylerini etkileyen daha kapsamlı nitel araştırmaların yapılması ve boylamsal çalışmaların yapılması yararlı bulgular sağlayabilir.Article SIRALI CÜMLE ÜZERİNE BİR İNCELEME(2012) Serdal KaraTürk dili üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında dilbilimcilerin cümle tanımlamalarının hemen hemen aynı olduğu, ancak birbirine çeşitli şekillerde bağlanan birden fazla bağımsız cümlenin tanımlaması ya da sınıflandırması konusunda ayrılığa düştüğü görülmektedir. Bu durumun temel nedeni bazı dilbilimcilerin konuyu biçimsel, bazılarının ise anlamsal yönden ele almasıdır. Sıralı cümlelerle ilgili çalışmalar incelendiğinde bu cümle türünün farklı başlıklar altında ele alındığı ve konu ile ilgili farklı tanımlar yapıldığı görülmektedir. Bu tanımlara bakıldığında sıralı cümlelerin sadece virgül ya da noktalı virgülle ayrılan bir cümle türü mü; yoksa bağlaçlarla bağlanan cümlelerin de mi bu cümle türüne dahil edilmesi gerektiği konusunda farklı yaklaşımlar olduğu tespit edilmektedir. Ayrıca öge ortaklığının da sıralı cümle için belirleyici bir unsur olup olamayacağı konusunda da farklı görüşler yer almaktadır. Bu bakış açılarına bağlı olarak bu cümle türü ile ilgili çeşitli şekillerde sınıflandırma yapılmaktadır. Bu tür sınıflandırmaların yanı sıra, sıralı cümleleri oluşturan bağımsız cümleler arasındaki anlamsal ilişkiye dayalı sınıflandırmalar da bulunmaktadır. Bir cümlenin yapı yönünden sınıflandırılıp sınıflandırılamayacağı da tartışılan konular arasında yer almaktadır. Bu nedenle sıralı cümlelerin yapı yönünden mi, yoksa bağlanış şekillerine göre mi ele alması gerektiği üzerine farklı bakış açılarının geliştiği görülmektedir. Biz de çalışmamızın amacına uygun olarak, bu cümle türü ile ilgili başlıca yaklaşımları verdikten sonra ortak bir sonuç elde edip sıralı cümleleri sınıflandırmaya çalışacağız.Article Görünmeyen Göçmen Çocukların İşçiliği: Türkiye’deki Suriye’li Çocuklar Kuvvet LORDOGLU(2018) Kuvvet Lordoglu; Mustafa AslanBu araştırma, çalışma hayatına yeni dâhil olan Suriye'li göçmen çocuk işçilerin mevcut çalışma ve eğitim koşullarını kavramak ve bazı öneriler sunmak üzere planlanmıştır. Göçmen olmanın üstüne eklenen küçük yaşlarda çalışma hayatına girmek, bizzat göçmen çocuk ve aileleri için ciddi kırılganlıklar taşımaktadır. Özellikle son dönemde Suriye'den gelen göçmenlerin yüzde 45'i 18 yaşından küçük olanlardan oluşmaktadır. Bu gençlerin bir bölümü okula devam edebilirken, bir bölümü okul ve iş hayatını birlikte sürdürmekte, bir bölümünün ise okulla ilgisi olmayıp sadece çalışmaktadır. Okula gidemeyen çocukların hangi oranda iş piyasalarına katıldıklarını teyit edecek sayısal bir veriye sahip değiliz. Bu çalışma ile Suriye'li nüfusun yoğun olduğu üç kentte tamamen enformel alan içinde çalışan Suriye'li göçmen çocuklara ait bilgiler derlenmiştir. Bu araştırma 2017 yılı içinde öncelikle Urfa, Mardin ve son olarak da İstanbul'da yapılmıştır. Çalışma sadece çocuklarla değil, onlardan gelir beklentisi içindeki ailelerle de gerçekleştirilmiş ve bazı sorun alanları ortaya konmuş ve bazı öneriler getirilmiştirArticle The effect of education supervisor assistants’ organizational justice perceptions on their level of professional burnout(2012) M. Cevat Yıldırım; Abdurrahman Ekinci; Ö. Murat ÖterBu araştırmanın amacı, eğitim müfettiş yardımcılarının örgütsel adalet algılarının, mesleki tükenmişlik düzeylerini yordama gücünü belirlemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modelli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye genelindeki tüm eğitim müfettiş yardımcılarından oluşmaktadır (N=346). Evrenin geneli üzerinde çalışılarak, örneklem alma yoluna gidilmemiştir. Maslach ve Jackson (1981) tarafından geliştirilen, Ergin (1992) tarafından Türkçeye uyarlanan Maslach Tükenmişlik Ölçeği ile Niehoff ve Moorman (1993) tarafından geliştirilen Yıldırım (2002) tarafından Türkçe’ye uyarlanan Örgütsel Adalet Ölçeği, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinde çoklu doğrusal regresyon analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada dağıtımsal, işlemsel ve etkileşimsel adalet değişkenleri ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu nedenle eğitim müfettişleri başkanları, uygulamalarında örgütsel adalete daha çok dikkat etmelidirler.
